Hani bir söz vardır: “Namaz camiden çıkınca; oruç Ramazan bitince; hac Kâbe’den dönünce başlar.” diye…
Elhamdülillah Rabbim; orucuyla, teravihiyle, iftarıyla, sahuruyla, mukabelesiyle, itikâfıyla, Kadir’iyle, arefesiyle hepimizin gücünün yettiği oranda bir Ramazan’ı daha idrak etmeyi nasip etti. Peki bu Ramazan’dan bize ne kaldı?
Bayramı idrak ettik ve bundan 33 gün önceki hayatımıza kaldığımız yerden devam etmeye mi başladık? Cemaat coşkusuyla yaptığımız bütün o ibadetler hayatımızda birer ritüelden mi ibaret kaldı? Yoksa kendi iç dünyamıza yöneldiğimizde, seneye Ramazan’a kadar davranış hâline getireceğimiz birtakım değişikliklere sebep oldu mu — ya da olacak mı?
Yüce Allah, Bakara Suresi’nin 183. ayetinde:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” buyurmaktadır.
Mesela en azından Ramazan’dan önce hayatımızda var olan bir veya birkaç günahı, Allah’tan sakınmak adına bu Ramazan’da hayatımızdan çıkarabildik mi?
Ramazan’ın öncesinde, içinde, Kadir Gecesi’nde veya arefe gününde; sadece kendimiz bilmek üzere manevi dünyamızı masaya yatırıp takdir ederek, ölçüp biçerek, içimizi sızlatan, vicdanımızın kabul etmediği ama masum yalanlarla kendimizi kandırdığımız en azından bir günahımızı terk edebildik mi?
Hepimiz insanız ve günahtan berî değiliz. Bazen şeytan günahları öylesine süsler ki defalarca tövbe eder, vazgeçmeye karar verir; ama bir türlü buna güç yetiremeyiz.
Hani “oruç Ramazan bitince başlar” demiştik ya… Gelin, şimdiye kadar yapamadıysak bile bundan sonra bunu gerçekleştirelim. Seneye Ramazan’a kadar birkaç günahımızdan kurtulmuş olalım ki orucun “Allah’a karşı gelmekten sakındırma” etkisini gerçekten yaşamış olalım.
Evet, bazen bu kolay olmayabilir. Ama oruç tuttuğumuz gibi, oruç süresince yemeden içmeden sakındığımız gibi:
“Rabbim, ben bu günahın gücüm sınırları içinde olan kısmına yaklaşmayacağıma söz veriyorum. Gücümün üstündeki kısmı için de sana sığınıyorum.” diyerek karar verirsek, inanın Allah’ın yardımı göz göre göre gelecektir.
Çünkü tutulması en elzem söz, Allah’a verilen sözdür. Biz bu bilinçle verdiğimiz söze sadık kalırsak, Allah’ın yardımı kaçınılmazdır. Böylece günahın üzerimizdeki ezici etkisinden kurtularak onur ve haysiyetimizi de korumuş oluruz.
Ramazan ayını diğer aylardan ayıran husus;
“…insanlara yol gösterici olan, Allah’ın apaçık delillerinden oluşan ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur’an’ın…” bu ayda indirilmiş olmasıdır. (Bakara 2/185)
Bu sebeple Ramazan boyunca camilerimizde ve Kur’an kurslarımızda mukabeleler okundu, hatimler indirildi.
Biliyorum ve çevremde gördüklerime şahidim ki pek çoğumuz evde kapalı duran Kur’an’ı Ramazan’da eline aldı; mukabeleye gitti, hocanın okuduğunu takip etti, Kadir Gecesi’nde hatmini tamamladı ve sonra Kur’an’ı kapatıp yerine koydu.
Peki şimdi bu hâliyle Kur’an, seneye Ramazan’a kadar hayatımızda olması gereken; bize doğru yolu gösterme ve aramızda çıkan anlaşmazlıklarda hakikate ulaştırma görevini yerine getirebilecek mi?
O hâlde gelin, seneye Ramazan’a kadar kendimize bir hedef daha belirleyelim ve o hedefe ulaşmak için var gücümüzle çalışalım ki bu yılki Ramazan gerçek hedefine ulaşmış olsun. Bu hedef: “Kur’an’la olan ilişkimizi bir adım ileriye taşımak” olsun.
Sahabeden Abdullah b. Mesud (ra.) şöyle demiştir:
“Biz Kur’an’ı on ayet on ayet öğrenirdik. Her on ayeti öğrenip muhtevasını anlamadıkça ve hayatla ilgili yönü varsa uygulamadıkça Hz. Peygamber’e gelip yeni bir on ayet almazdık. Ayetlerdeki ilmi ve onunla amel etmeyi birlikte öğrenirdik. Her on ayetin helalini helal, haramını haram kabul eder; emirlerini bir buyruk, yasaklarını ise uygulanması gereken bir görev olarak görürdük.”
Biz de Kadir Gecesi’nde kapattığımız Kur’anlarımızı yeniden açalım. Seneye Ramazan’a kadar belki tek bir hatim yapalım… Hatta belki tek bir sure okuyalım… Ya da sahabe gibi sadece on ayet… Ama o ayetin helallerini, haramlarını ve hayatımıza taşımamız gereken ölçülerini öğrenelim; uygulamaya çalışalım.
İnanın, seneye Ramazan’a kadar tek bir ayeti bile hayatımızda yaşayan bir rutine dönüştürebilmemiz; bizim için çok daha hayırlı ve Kur’an’ın indiriliş amacına da çok daha uygun olacaktır.
Yoksa ne Ramazan ne oruç ne de Kur’an; sadece yapıldığında cenneti kazandıran birer sevap makinesi değildir. Bu ibadetlerin tamamı; kendilerine sarıldığımızda nasıl iyi bir kul ve iyi bir insan olacağımızı gösteren pusulalardır. Eğer bu pusulalar bizi doğru hedefe ulaştırmıyorsa, bir ritüel ve şekilden öteye geçemez.
Merhum İstiklâl Şairimizin dediği gibi:
İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de,
Yoksa hiç mânâ aranmaz mı bu âyetlerde!
Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur’an’ın;
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mânânın!
Ya açar nazm-ı celîlin bakarız yaprağına,
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.













