Halkımızın din görevlilerine sıkça sorduğu klasik sorulardan biri de istihâre konusudur. Genellikle sorular şu şekilde gelir:
“Hocam hayırlı biri işimiz var. Bir Allah dostuna durumu anlattık, bizim için bir istihare yapmasını istedik. O da yaptı, şöyle şöyle bir rüya görmüş. Bu ne anlama geliyor, bunu yorumlar mısınız?”
Bu tür sorularla karşılaştığımda hep içim sızlardı. Bir “Allah dostu” bizim adımıza iştihâreye yatacak, rüya görecek ve yapacağımız işin bizim için hayırlı mı yoksa şerli mi olacağına karar verecek. Bir başka “Allah dostu” da Yüce Allah’a yalvarıp yakaracak ibadetlerimizi kabul ettirecek. İlk defa böyle bir soruyla karşılaştığımda gerçekten çok şaşırmıştım.
Bir mahallenin, “filan baba” olarak bilinen şahsın kadın temsilcisi, o mahalledeki kadınları topluyor ve aynen şöyle diyor: “Hanımlar ben bu mahallede filan babanın temsilcisiyim. Bu mahalleden benim sancağımın altına girmeyenler cennete gidemeyecek. Babamın sizlere selamı var. Bana dedi ki; O kadınlara söyle, taharetlerini iyi yapsınlar. Taharetlerini iyi yapmadıkları için ibadetlerini kabul ettirmekte zorlanıyorum (!). Baba bizim adımıza rüyaya yatacak, Allah’a ibadetlerimizi kabul ettirecek; biz de tamamen duygusal (!) bir bağlılıkla onu destekleyeceğiz.
Bu sorularla karşılaşınca çok düşünürdüm:
Bu insanlar Allah–kul ilişkisi bağlamında hiç mi düşünmezler? “Ben bu dünyada niçin varım, ne için yaratıldım?” diye kendilerine hiç mi sormazlar?
Hani anlatılır ya; ihtiyarın biri Cuma namazına giderken, mahalledeki bir delikanlı arkasından seslenir:
“Hacı amca, benim için de dua et.”
İhtiyar da ibretlik bir cevap verir:
“Peki, kendisi nerede derse ne diyeyim?”
Gerçekten de öyledir. Yüce Allah “Hakîm”dir. Yarattığı her şeyin mutlaka bir hikmeti, kâinattaki muhteşem denge içinde bir rolü vardır. Eğer her şeyi benim adıma birileri yapacaksa, benim bu kâinatta var olmamın ne anlamı kalır?
Şimdi gelelim istihare meselesine. İstihâre kelimesinin anlamı, “Allah’tan hayır olanı istemek” tir. Biraz daha açacak olursak; geleceğe dair herhangi bir konuda karar verirken, Allah’ın ezelî ilmine, kudretine ve kullarına olan lütfuna dayanarak, kalbin hayır olana yönlendirilmesi için Yüce Allah’tan yardım dilemektir.
Sahabeden rivayet edildiğine göre onlar şöyle demiştir: “Hz. Peygamber, herhangi bir işe karar vereceğimiz zaman mutlaka istihâre yapmamızı isterdi. İstihâre duasını bize, adeta Kur’an’dan bir ayet öğretir gibi özenle öğretirdi.”
Yine sahâbeden gelen rivayetlere göre istihârenin yapılışı şöyledir: Kişi, bir vakit namazının ardından iki rekât istihâre namazı kılar, ardından istihâre duasını okur. Bu esnada da yapacağı işin artılarını ve eksilerini düşünür, kalbinin hayır olana yönlendirilmesi için Allah’tan yardım ister. Eğer kalpte bir yöneliş oluşmazsa, bu uygulamayı üç vakit namazının veya yedi vakit namazının peşine tekrarlar. Hz. Peygamber, sahâbeler adına kendisi istihâre yapmamış; herkesin istihâreyi bizzat kendisinin yapmasını istemiştir.
Duanın içeriği şöyledir: (Allah’ım bu iş konusunda senin ilmindeki hayrı istiyorum.) Çünkü senin ilmin mutlak olup her şeyi kuşatmıştır. Benim ilmim sınırlı. Şu anda hayır gibi görünen gelecekte şer, şer gibi görünen ise gelecekte hayır olabilir. (Allah’ım senin kudretinden destek istiyorum.) Çünkü mutlak güç sahibi olan yalnızca sensin. Ben bu işin benim için tamamen hayır olduğunu bilsem bile onu kendim için yapmaya gücüm yetmez. Şer olduğunu bilsem, kendimden uzaklaştırmaya gücüm yetmez. Çünkü ben aciz bir varlığım. (Allah’ım senin kullarına olan sonsuz ihsanından, lütuf ve kereminden istiyorum. Allah’ım senin gücün yeter. Benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Gaybı (görünmeyeni) bilen yalnız sensin. Allah’ım sen o mutlak ilminle bu işin dinim, geçimim, dünyam ve işin neticesi açısından hayırlı olacağını biliyorsan, benim ona gücümü yetir, onu benim için kolaylaştır ve onu benim için mübarek, bereketli kıl. Allah’ım sen mutlak ilminle bu işin benim, dinim, dünyam ve sonuç açısından şerli olacağını biliyorsan onu benden, beni ondan uzaklaştır. Hakkımda hayırlı olana gücümü yetir ve beni o hayra razı et.) Kalbimi o hayra yönlendir.
Şimdi şöyle bir düşünelim: Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “En güzel isimler Allah’ındır, bu güzel isimlerle O’na dua edin… (A’raf 7/180)
Kul, bütün acziyetini idrak ederek Rabbi’nin huzurunda durur; O’nun Alîm, Kadîr, Azîm ve Fazl isimlerine sığınır. Gözyaşlarıyla, samimiyetle hakkında hayır olanı ister. İşte Yüce Allah’ın kullarından istediği tam olarak budur: Kul, kulluğunun bilincinde olacak ki Allah da ona Rab olarak muamele etsin. Böyle bir kulun duasını Yüce Allah geri çevirmez. Bazen eksik bilgimizle hakkımızda şer olan bir şeyi isteriz. Allah Teâlâ, onu vermeyerek duamızı kabul eder; fakat mutlaka kabul eder.
Hadiste anlatılanın bundan sonrası bidattir. Ne başkası adına yapılan bir istihâre vardır ne de “Allah dostu” kavramı bu şekilde anlaşılabilir. İslam âlimleri, kişinin kendisi yapabileceği hâlde başkasına istihâre yaptırmasını kerih görmüşlerdir. Rüyada yeşil ya da beyaz görülürse hayır, kırmızı ya da siyah görülürse şer olacağına dair sahih bir rivayet de yoktur. Zaten peygamberler dışında sıradan insanların rüyalarıyla amel edilmez.
Yüce Allah, kulunu araya kimse girmeden, bütün acziyetiyle ve samimiyetiyle bizzat huzurunda görmek ister. Kul, sorumluluğunu başkasına devretmeden; aklıyla, iradesiyle, duasıyla ve tevekkülüyle Allah’a yönelir. İşte istihâre, tam olarak budur.













