Psikologların verdiği bilgiye göre, %82 lik bir oranla Dünyanın en kıskanç erkelerinin Türk erkekleri olduğu tespit edilmiş. Bunun sebebi, bizde bir erkeğin, bir kadınla nikahlandığı zaman kadını her şeyiyle kendine aitmiş gibi görüp onun iffetini, namusunu artık kendi iffet ve namusu gibi benimsemiş olması. Bunun için de kadının bu hususta yaptığı bir hatayı kendi namusuna yapılmış bir leke gibi görüp bundan temizlenmenin yolunun, kadının öldürmek olduğunu düşünüyor. Halk arasındaki söylemde bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir sebepten dolayı kocası veya yakını olan bir erkek bir kadını öldürdüğü zaman “adam namusunu temizlemiş” diyerek halk nazarında meşrulaştırılıyor. Hatta eşlerden birinin diğerini aldatma sebebiyle öldürmesi “haksız tahrik” kapsamında değerlendirilerek ceza indirimine bile sebep olabiliyor.
Tarihe şöyle bir baktığımızda bu düşüncenin kökenlerinin Cahiliye Dönemine uzandığını görüyoruz. O dönemde, kabileler arası savaşların çok olduğunu ve bu savaşlar esnasında yenilen tarafın kadınlarının, karşı tarafın eline geçmesinin, yenilen taraf açısından zillet kabul edildiğini görmekteyiz. Yenen taraf da karşı tarafı aşağılamak için, esir alınan kadınlara her türlü hakaret ve kötü muameleyi reva görüyordu. Kur’an, bu sebepten dolayı Cahiliye Arabının kız çocuklarını pek makbul kabul etmediğini ve hatta yeni doğan kız çocuğunu diri diri toprağa gömerek kendilerini bu namus kirinden temizlediklerine inandıklarının haber verir: “Onlardan biri kız (doğumu) ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!” “Kendisine verilen kötü müjde (!) yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? Bak ne kötü hüküm veriyorlar!” (Nahl 16/58,59)
Bugün Anadolu’da erkek çocuklarının, kız çocuklarından daha makbul kabul edilmesi, zinanın; kadının infazına sebep kabul edilirken, erkeğe hiç dokunulmamasının altında yatan sebep işte bu Cahiliye geleneğinin uzantısıdır. Hatta aynı aile içinde ensest bir ilişkiyle kirletilen kız çocuğunun derhal bir şekilde ortadan kaldırılarak, bunu yapan erkek çocuğunun aklanması da aynı kaynaktan beslenmektedir.
Oysa Kur’an bu konuda kadın ve erkek arasında hiç ayrım yapmaksızın; “Zina eden kadın ve zina eden kadından her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini (nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir toplulukta onların cezalandırılmasına şahit olsun” (Nûr 24/2) buyurmaktadır.
Rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber hicretin 5. yılında bir düşman kabilenin, büyük bir orduyla Müslümanlarla savaşmak için Medine’ye doğru yola çıktığını öğrendi. Hz. Peygamber hemen bir ordu hazırladı ve onlarla savaşmak üzere yola çıktı. Bu savaşta eşlerinden Hz. Aişe’yi yanına almıştı. Müslümanlar galip geldi. İslam ordusu geri dönüş yolunda iken bir yerde konakladı. Hz. Aişe devenin üzerinde korunaklı ve kapalı bir mekânın (hevdeç) içindeydi. Konaklama emri verilince Hz. Aişe hevdeçten çıktı ve ihtiyacını gidermek için kervandan biraz uzaklaştı. Bu esnada annesinden hatıra kalan gerdanlığını düşürdü, onu ararken biraz oyalandı. Kervandakiler yeniden yola koyuldu ama Hz. Aişe’nin hevdecin içinde olduğunu zannettikleri için onu almadan yola devam ettiler. Hz. Aişe geri döndüğünde kervanın hareket ettiğini fark etti. “Beni burada kaybettiler, burada ararlar” diye düşünerek bulunduğu yerden hareket etmedi, orada bekledi.
Hz. Peygamber, Safvan b. Muattal isminde bir sahabiyi, kervanın en arakasından gelip, bir önceki konaklama yerinde kervandan bir şey unutulmuş mu diye kervanın konakladığı mekanları kontrol etmek için görevlendirmişti. Safvan Hz. Aişe’yi konaklama yerinde görünce devesini çökertti ve Hz. Aişe’yi deveye bindirip, kendisi de yaya olarak kervanın arkasından yetişti. Bunu gören münafıkların başı, Abdullah b. Übey: “Demek Hz. Peygamber’in zevcesi ile Safvan geceyi birlikte geçirdiler, sonra da yedeğine aldı geliyor” diyerek iftira kampanyasını başlattı.
Bu iftira halk arasında öylesine yayıldı ki yaklaşık bir ay tüm Medine’de bu mesele konuşulur oldu. Sonunda Hz. Peygamber ashabın ileri gelenleri ile istişare ettikten sonra Hz. Aişe’ye gelerek; “Aişe, eğer sen, sana isnat edilen bu günahtan uzak isen Allah senin temiz olduğunu açıklayacaktır. Ama şayet böyle bir günaha yaklaştıysan, Allah’tan bağışlanmanı dile ve O’na tövbe et! Çünkü kul günahını itiraf edip arkasından da tövbe ettiğinde Allah, onun tövbesini kabul eder” buyurdu. Sonra Nur Suresi’nin 11. ayeti inerek Hz. Aişe’nin böyle bir günahı işlemediğini bildirdi. Böyle bir dedikodunun peşine düşen Müslümanları kınadı ve böyle bir durumda Müslümanın tavrının nasıl olması gerektiği konusunda onları ikaz etti.
Kadın ve erkek her ikisi de kendi davranışlarından sorumlu birer bireydir. Herkes öncelikle kendi onuru, haysiyeti ve öz saygısı gereği kendi iffet ve namusundan sorumludur. Evlilik kadar boşanmak da mübahtır. Hiç kimse üzerine yük olan, sürdüremediği bir evliliğe katlanmak zorunda değildir. Ama biri ile nikahlı evliliği devam ederken başka biriyle gayri meşru bir ilişki yaşamak veya güya dini nikahla (!) birlikte olmak kişinin her şeyden önce kendisine olan saygısızlığıdır. Kur’an, Nisâ Suresi’nin 23. ayetinde evlenilmesi haram olan kadınları sayar. Bunlardan biri de başka bir erkek ile nikâhlı olan kadınlardır. Bir kadın başka biri ile ister resmî ister dinî olsun nikah bağını koparmadığı sürece başka bir erkekle evlenemez ve birlikte olamaz. “Ama hocam, mahkemeye müracaat ettik, boşama süresi uzadı. Biz de yeni eşimle dinî nikah yaptık” gibi bir mazeretin hiçbir tutar yanı yoktur. Bu nikah filan değil, sadece zinaya uydurulmuş kılıftır. Çünkü sen öbür erkekten bir şeyler daha koparabilmek için boşanmıyor mahkemeyi bilerek uzatıyorsun. Eğer olayı hâkime havale ettiysen, hâkim “bitti” demeden o iş bitmez. O süre içinde de sen evli sayılırsın ve başkasıyla birlikte olamazsın bu esnada yapılan nikahın da bir geçerliliği yoktur.
Ha ortada böyle bir durum dahi varsa bu da bir kadının öldürülmesi için sebep değildir. Kur’an zinanın cezasını belirlemiştir. Hz. Peygamber’in Hz. Aişe’ye karşı tutumu ortadadır. Böyle bir durumda en güzeli ilişkiyi kesip mümkün olduğunca uzaklaşmaktır. Kur’an ve sünnet hiçbir sebeple bir insanın bir diğerini öldürmesini meşru kabul etmez.













