Hz. Peygamber’in çok evliliği, eşlerinin yaşı ve aile hayatı gibi konular, uzun yıllardır İslam’a yönelik saldırıların başlıca malzemelerinden biri yapılmıştır. Günümüzde özellikle “dindar” ailelerin çocukları, eğitim hayatlarında bu tür iddialarla sıkça karşılaşmaktadır. Ne yazık ki gençlerimiz, bu meselelerde yeterli bilgiye sahip olmadıkları gibi, klasik kaynaklarda yer alan zayıf ve problemli rivayetler de saldırganların eline malzeme vermektedir.
Sonuç olarak bazı gençler zihinsel bocalama yaşamakta; deizm, ateizm ve agnostisizm gibi akımlar karşısında savunmasız kalmaktadır.
Bir gün kurs ortamında tanıştığım genç bir delikanlı bana şöyle demişti:
“Hocam, iyi ki Hz. Peygamber zamanında yaşamamışız.”
“Neden?” diye sordum.
“Hocam, anlatıyorlar ki Hz. Peygamber herhangi bir kadını görüp beğense, o kadın evli olsa bile kocası onu boşayarak onun Hz. Peygamberle evlenmesini sağlamak zorundaymış.”
Bu sözün dayandığı olay belliydi: Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Cahş ile evliliği…
Ancak anlatılanlarla hakikat arasında büyük bir fark vardır.
Hz. Zeyneb, Resûlullah’ın halasının kızıdır. Yani Peygamber Efendimiz dileseydi onunla çok daha önce evlenebilirdi. Fakat böyle yapmamış; aksine onu, azatlı kölesi ve evlatlığı olan Zeyd b. Hârise ile evlendirmiştir.
Burada hedef, cahiliye toplumunun köklü bir hastalığını yıkmaktı: Hür-köle ayrımı.
Zeyneb soylu bir aileye mensuptu. Zeyd ise bir dönem köle olarak yaşamış, sonra özgürlüğüne kavuşmuştu. Toplum, böyle bir evliliği uygun görmüyordu. Hatta taraflar da başlangıçta bu evliliğe sıcak bakmamıştı.
Bu olay üzerine Ahzâb Suresi’nin 36. ayeti indirildi. “Allah ve Resulü bir işe karar vermiş ise, artık hiçbir mümin erkek ve kadına, kendileriyle ilgili o işte tercih hakkı yoktur. Kim Allah ve Resulü’ne karşı gelirse o, açıkça doğru yoldan sapmıştır.”
Böylece bu evlilik, insanın soyuna, servetine ve statüsüne göre değil; insanlığına göre değer taşıdığını göstermek için gerçekleştirildi.
Böylece toplumdaki sınıfsal önyargılara güçlü bir darbe vuruldu.
Fakat gönülsüz başlayan bu evlilik uzun sürmedi. “İstenmeden yene aş ya karın ağrıtır ya da baş” atasözünde olduğu gibi istenmeden gerçekleştirilen bu evlilik de tarafları mutlu etmedi ve Zeyd, Peygamber Efendimize gelerek karısından boşanmak istediğini belirtti. Bu teklif birkaç kez tekrar edince Hz. Peygamber; “Allah’tan kork, hanımını boşama” diyerek onu geri çevirdi.
Burada ikinci büyük mesele devreye girdi: Evlatlığın öz evlat gibi kabul edilmesi geleneği.
Cahiliye döneminde bir kişi, bir başkasını “filan benim oğlumdur” diye ilan ettiğinde artık o kimse öz evlat gibi kabul edilir; miras, mahremiyet ve evlilik hükümleri buna göre şekillenirdi. İslam ise nesebin korunmasını esas almış, biyolojik soy bağının bozulmasına izin vermemiştir.
İşte Hz. Zeyneb’in, bizzat Yüce Allah tarafından emredilen, Zeyd’den boşanarak Hz. Peygamber’le evlendirilmesinin altında yatan sebep de bu köklü geleneğin bizzat Hz. Peygamber’in şahsında gerçekleştirilmek suretiyle ses getirecek bir şekilde ortadan kaldırılmasıydı.
Hz. Peygamber, kendisine vahiyle haber verilen bu olay karşısında tedirgindi. Müşrikler; “Gördünüz mü sizin Peygamberiniz oğlunun karısını (gelinini) boşattı ve onunla evleniyor” diyeceklerdi. Bu o günün şartlarında gerçekten büyük bir ayıptı ve dedikodular ayyuka çıkacaktı. Bunu göğüslemek zordu. Ama asıl korkulması gereken müşrikler değil, Yüce Allah idi:
“Bir zaman, Allah’ın kendisine lütufta bulunduğu, senin de lütufkâr davrandığın kişiye, “eşinle evlilik bağını koru, Allah’tan kork” demiştin. Bunu derken Allah’ın ilerde açıklayacağı bir şeyi içinde saklıyordun.; öncelikle çekinmen gereken Allah olduğu halde sen, halktan çekiniyordun. Zeyd onunla birlikte olduktan sonra müminlere evlatlıklarının -kendileriyle beraber olup ayrıldıkları- eşleriyle evlenmeleri hususunda bir sıkıntı gelmesin diye seni o kadınla evlendirdik. Allah’ın emri elbet yerine getirilecektir.” (Ahzâb 33/37)
Yani mesele bir arzu, heves ya da şahsî istek değil; toplumu dönüştüren ilahî bir düzenlemedir.
İşte gerek bizim literatürümüzde akla hayale gelmeyecek rivayetlerle nakledilen gerekse bugün gençlerimize Hz. Peygamber’in cinsel zevki adına oğulluğunun karısını boşatarak onunla evlendiği şeklinde anlatılarak, İslam’ın Hz. Peygamber’in cinsel zevkine indirgenerek gençlerimiz nazarında ötelendirilmesine sebep olan olayın altında yatan gerçek budur.
Bizim literatürümüzdeki rivayetler göre; güya Hz. Peygamber as. açık kapıdan Zeyneb’i görmüş ve onun güzelliğine vurulmuş; “Ey gönülleri evirip çeviren Rabbim! Sen her türlü noksandan uzaksın” demiş, Zeyneb bu sözü duyup kocasına haber vermiş, kocası Zeyd bu sözden, onun Zeyneb’i beğendiği ve kendisiyle evlenmek istediği sonucunu çıkarmış, kendisine gelerek Zeyneb’i boşamak istediğini söylemiş. Hz. Peygamber bunu kabul etmemiş fakat Zeyd onu dinlemeyip karısını boşadıktan sonra Hz. Peygamber onunla evlenmiş.
Bu anlatılar ne Kur’an’ın açık beyanıyla ne de Hz. Peygamber’in ahlakıyla bağdaşır.
Bugün gençlerin zihnini bulandıran soruların önemli bir kısmı, İslam’ın kendisinden değil; İslam’a eklemlenmiş bu sorunlu rivayet kültüründen kaynaklanmaktadır.
Eğer biz gençlerimize Kur’an merkezli, sahih bilgiye dayalı bir din anlatamazsak; çocuklarımızı inançsızlığa iten sorular çoğalmaya devam edecektir.
İslam’ı savunmak, hurafeyi savunmak değildir.
Hakikati savunmak ise her zaman mümkündür.
Vesselam.













