Farkında mısınız, toplumumuzda hakkında en çok konuşulan konu “din” ve “dindarlık”. Cemaat ve tarikat müntesiplerinden en çağdaş ilim adamlarına, hadisi inkâr edeni kafir sayandan, Kur’an’dan başka kaynak tanımayana kadar her kesimden insan televizyonlarda, sosyal medyada kendince bir yöntem geliştirmiş bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Görünüşte hepimizin niyeti samimi. Hepimiz her geçen gün ahlaken biraz daha kirlenen şu dünyada birilerinin elinden tutmak, birilerini doğru yola iletmek, birilerinin manevi derdine derman olmak gibi çok yüce gayelere hizmet ediyoruz kendimizce.
*****
Peki ama neden her geçen gün ahlaksızlıklar daha da artıyor. Onca emek verdiğimiz, üstelik dindar ailelerin çocukları bir bir elimizden kayıyor. Anneler; artık namazından, orucundan ibadetinden vazgeçtim. Öylesine sorguluyor ve sorularının karşısında o kadar aciz kalıyorum ki ne zaman “ben Allah’a inanmıyorum” diyecek diye korkuyorum, diyerek ağlıyor. Gençlerimizi neden kaybediyoruz ve neden onları materyalizmin ahlaki kokuşmuşluğuna kurban veriyoruz?
*****
Bir pedagog anlatmıştı: Bir çocuğun gelişimini, bir binanın yapımına benzetecek olursak, çocuk 6 yaşına geldiğinde binanın temeli atılmış, duvarları örülmüştür. Yani çocuğun kişiliği oluşmuştur. 6 yaşından sonraki eğitimle verilenler sıva, boya, tezyinat türünden şeylerdir. Temeldeki bir bozukluğu bunlarla düzeltmeniz mümkün değildir? Çocuk büyür diyelim ki müteahhit olur. Bu çocuktan iki çeşit müteahhit çıkar. Ya, en az çimento, en az demirle bu inşaatı nasıl ayakta tutabilirim, kâğıt üzerindeki sorumluluklarımı tamamlayıp anahtarı ev sahibine nasıl teslim ederim, ben arkamı dönünce bina yıkılsa da sorun değil, diyen bir müteahhit olur. Ya da bu iş benim sorumluluğumda, buradan çaldığım bir kuruş veya eksik yaptığım bir işten dolayı bir kişinin burnu kanarsa aldığım para haramdır, Allah bana bunun hesabını sorar, diyen bir müteahhit olur. İşte her ne kadar çocuğun müteahhit olmasını belirleyen 6 yaşından sonra aldığı eğitim olsa da bu iki çeşit müteahhitten hangisi olacağını belirleyen 6 yaşına kadar ev içinde aldığı eğitimdir. Bu da okuyarak değil anne ve babanın ve aile büyüklerinin ÖRNEKLİĞİ ile olur. Yanında, nasıl yapıp da babanızı razı edip üzerinize diğer kardeşinizden daha fazla mal geçirmesini sağlayacağınızı konuştuğunuz 3 yaşındaki çocuğunuzun büyüyünce sizden ve kardeşinden mal çalmak için elinden geleni yapacağından emin olabilirsiniz.
*****
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bünyesinde 4-6 yaş kursları başladığı zaman, bu kurslarda görev alacak hocalarımızın eğitimi amacıyla çağırdığımız bir Din Eğitimi hocamız; “Siz boş verin bizim İmam-Hatiplerde, İlahiyatlarda verdiğimiz eğitimi, bu çocukları asıl şekillendirecek olan sizin bu yaşlarda vereceğiniz eğitim ve örnekliğinizdir. Eğer bir insanda helal-haram kavramı 6 yaşına kadar oluşmamışsa İlahiyatta akademisyen de olsa sonradan o hassasiyeti oluşturmanız mümkün değil” demiş ve İlahiyat akademisyenleri arasında yaşanan ilginç bir olayı anlatmıştı.
*****
Bizim Müslümanlar olarak belki de kaçırdığımız en önemli nokta burası. Anne-baba çocuğunun, öğretmen öğrencisinin, karı-koca birbirinin, idareci yönettiklerinin en iyi, en ahlaklı ve en karakterli olmasını istiyor ama kimse kendi yaşadığı hayatın karşısındakinden beklediği veya Allah’ın emri ile ne kadar uyumlu olduğunu çok umursamıyor. Sanırım hepimize İslam’ı sadece anlatmak, onun gerektirdiği gibi yaşamaktan daha kolay geliyor. Birkaç yıl önce esnaf ziyareti programı çerçevesinde dükkânına gittiğimiz bir beyefendi, bize mahallesindeki cami imamının görevini düzgün yapmadığını, sabah namazlarını hep kendisinin kıldırdığını anlatmış ve din görevlilerinden epeyce şikâyetlenmişti. Bir din görevlisi olarak anlattıklarından utandım ve samimiyetinden etkilendiğim için oradan alışveriş yapmaya başladım. Ama daha sonra bana 1500 tl.ye sattığı bluzun aynısını başka bir mağazada 750 tl.ye görünce olayın sadece camiyle, imamla, namazla ve ibadetle bitmediğini anladım.
*****
Peygamber Efendimiz 23 yıl gibi bir zaman zarfında bir Cahiliye toplumundan bir saadet toplumu çıkardı. Ama o bunu konuşarak yapmadı. Konuşmalarına baktığımız da bizim yaptığımız gibi uzun uzun vaazlar, hutbeler veya tumturaklı dualar göremiyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan hutbelerini okuduğumuzda oldukça yalın, sade ve anlaşılır birkaç cümleden ibaret metinler çıkıyor karşımıza. “Ey Allah’ın kulları namazı kılın!” diyor mesela.
*****
Onda bizden farklı olan şey, konuşmak yerine örnek bir hayat yaşamaktı. Ümmetinden her neyi yapmalarını istediyse en üst seviyede kendisi uygulardı. Ümmetine 5 vakit namazı emrederken, kendisi gece namazına da devam etti. Ahzâb Savaşı’nda hendek kazılırken sahabelerle sıraya girip, sıra kendine gelince elleri patlayıncaya kadar hendeği kazdı ve düşmanı kollamak için hendeğin başında nöbet tuttu. Herhangi bir meclise girdiğinde birileri kalksın da ben yukarıya geçeyim diye beklemez, bulduğu boş yere otururdu. Ashapla birlikte badiyede yemek yaparken sahabelerden biri “ben bulguru getireyim”, diğeri “ben suyu getireyim” diye görev paylaşımı yapınca, o zaman ben de “odun toplayıp ateşinizi yakayım” dedi. Bir gün İslam hakkında bilgi almak isteyen biri onu arıyordu. Gördüğü sahabeler onu nerede bulabileceğini sordu. Bulunduğu yeri tarif ettiler. Adam, tacı tahtı olan, ihtişam içinde bir reis göreceğini düşünüyordu. Gittiği yerde öyle biri yoktu. Bir kişi elindeki kırba ile etrafındakilere su ikram ediyordu. Adam, “peygamber olduğunun iddia eden biri varmış, sizin reisiniz kim?” diye sordu. Ashab Peygamberimizi gösterince adam şaşırdı. Bu şimdiye kadar alışık olduğu bir lider görüntüsü değildi. Durumu fark eden Peygamberimiz; “seyyidü’l kavmi hadimühüm/kavmin efendisi ona hizmet edendir” buyurdu.
Şimdi günümüzle karşılaştıralım. Herhangi birimize basit bir sandalye verseler onu nasıl bir taht haline getirip, etrafımızdakileri etkimiz ve yetkimiz altına alırızın hesabını yapıyoruz. Aradaki fark da buradan kaynaklanıyor sanırım.














Allah razı olsun çok kıymetli hocam.
Sayın hocam 1.konuşanlar samimi değil .2.örneklik esasdır nasihat değil 3.evet kişilik 3veya 6 yaş arası oluşur ama iyi insan kötü insan olmak 14 ve 25 inde sonra yaşadıkları gördükleri ile oluşur 4. üncüsu devletin kuralları olacak ve bu kurallar herkese eşit bir şekilde uygulanacak adaletin olmadığı yerde felaket olur