Teknolojinin gelişmesi ve sosyal medyanın hayatımızın vazgeçilmez bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, insanlar artık düşüncelerini hiç olmadığı kadar rahat ifade edebiliyor. Ancak bu özgürlük ortamı, toplumun bilgi seviyesini ve düşünce yapısını da tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Özellikle son yıllarda sosyal medyada yapılan yorumlara, tartışmalara ve olaylara verilen tepkilere baktığımızda; cehaletin, ön yargının ve sorgulamadan hüküm vermenin ne kadar yaygın hâle geldiğini üzülerek görüyoruz. Ne yazık ki bu durum, toplumun en büyük problemlerinden biri hâline dönüşmüş durumda. Çünkü düşünmeyen, araştırmayan ve yalnızca duyduklarıyla hareket eden bireyler, zamanla kendi fikirlerini üretmek yerine kalabalığın peşinden sürükleniyor.
Böyle bir ortamda doğru ile yanlışın birbirine karışması da kaçınılmaz oluyor.
Sosyal medya artık insanları bilinçlendiren bir mecra olmaktan çok; öfkenin, ön yargının ve linç kültürünün büyüdüğü bir alana dönüşmüş durumda. Herkes birbirinin yargıcı kesilmiş hâlde.
İnsanlar anlamaya çalışmaktan çok etiketlemeyi, dinlemekten çok suçlamayı tercih ediyor.
Oysa inandığımız değerler bize doğruluğu, vicdanı ve adaleti emrediyor.
Fakat görüldüğü üzere bu değerlerin yalnızca sözde kaldığı bir yerde, insanın insanı anlaması giderek zorlaşıyor ve bu durum, toplumun en temel ihtiyacının yeniden düşünmeyi öğrenmek, yeniden dinlemeyi hatırlamak ve adalet duygusunu sadece söylemde değil, davranışta da yeniden inşa etmek olduğunu açıkça göstermektedir.













