Ramazan ayı, yalnızca aç kalmanın ötesinde; sabrı kuşanmanın, nefsi terbiye etmenin ve insanın kendi içine doğru incelikli bir yolculuğa çıkmasının adıdır.
Bu ayda kimi insanlar oruç tutar, kimileri ise tutmaz. Bu tercih, nihayetinde insanın kendi vicdanı ile Rabbi arasındaki bir meseledir. Bu nedenle kimsenin ibadetini sorgulamak, yargılamak ya da ölçmek bizlere düşmez.
Fakat göz ardı edilmemesi gereken bir husus vardır: Oruç tutan insanların da saygı görmeye ihtiyacı vardır.
Ne yazık ki içinde bulunduğumuz dönemde bu hassasiyetin her zaman gözetildiğini söylemek çok zor.
Nitekim Müslüman bir ülkede, üstelik Ramazan ayının manevi ikliminde bulunmamıza rağmen; sokaklarda sigara içen ya da yiyecek-içecek tüketerek yürüyen insanlara rastlamak artık sıradan bir manzara hâline geldi.
Anlayacağınız Ramazan ayına hiç hürmeti olmayan insan topluluğu ile karşı karşıyayız.
Hepimiz biliyoruz ki, eskiden oruç tutmayanlar ya da tutamayanlar kimseye belli etmezlerdi. Şimdilerde ise durum tam tersi.
Kimse farkına varmak istemiyor belki ama ortada görmezden gelinemeyecek kadar ciddi ve sakıncalı bir durum var. Kimileri bu tabloyu “özgürlük” kavramı ile açıklamayı tercih ediyor.
Oysa özgürlüğün, en zarif hâli başkasının hassasiyetine çarpmadan yaşayabilmektir.
Demem o ki; Ramazan ayı, yalnızca oruç tutanların değil, toplumun tamamının daha dikkatli, daha ince ve daha ölçülü olması gereken bir zaman dilimidir.
Ve unutmayalım ki insan, başkasının kalbine gösterdiği özen kadar insandır.













