Kamu mallarına verilen zarar, son dönemde giderek artan ve yalnızca yerel yönetimleri değil, toplumun tamamını yakından ilgilendiren ciddi bir toplumsal sorun hâline gelmiştir.
Parklarda kırılan ya da yakılan banklar, tahrip edilen çocuk oyun alanları ve kullanılamaz duruma getirilen spor aletleri; günlük yaşamda en sık karşılaşılan ve en görünür örnekler arasında yer almaktadır. Oysa bu alanlar; bir çocuğun gülüşüne, yaşlıların kısa bir molasına ve gençlerin sosyalleşme ihtiyacına hizmet eden kamusal mekânlardır. Dolayısıyla bu alanlar, yalnızca belediyelerin değil, hepimizin ortak sorumluluğu ve değeri olarak görülmelidir.
Ancak gelinen noktada, korunması ve sahip çıkılması gereken bu alanlar; bireysel sorumsuzluklar ve bilinçsiz davranışlar nedeniyle hızla işlevsiz hâle gelmektedir.
Üzücü olan ise bu durumun artık münferit olaylarla açıklanamayacak ölçüde yaygınlaşarak sistematik bir toplumsal sorun niteliği kazanmış olmasıdır.
Üstelik bu zararları verenler çoğu zaman eleştirdiğimiz “başkaları” değil; aynı kamusal alanlardan yararlanan, bu toplumun bir parçası olan bizleriz.
Asıl düşündürücü olan ise insanların kendi yaşam alanlarına bilinçli biçimde zarar vermeyi giderek sıradanlaştırmış olmalarıdır. Bu sorumsuzluğun bedeli ise yalnızca belediye bütçesine yansıyan maddi bir kayıp değildir; aynı zamanda bu alanlardan yararlanan herkesin, özellikle de çocukların ortak mutluluğunun ortadan kalkmasına yol açmaktadır. Bir çocuğun gülüşü için inşa edilen parkların bilinçli biçimde tahrip edilmesine toplumun sessiz kalması ise sorunun vahametini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu noktada yerel yönetimlerin tek başına yeterli olması beklenmemelidir.
Belediyelerin kamusal alanları korumaya yönelik çabaları, ancak toplumsal bilinç ve ortak sorumluluk duygusu ile anlam kazanabilir. Dolayısıyla belediyelerin bu konudaki çalışmalarını destelemek, sahiplenmek ve korumak kamusal yaşam kalitesinin artırılması adına hepimizin ortak görevi olmalıdır. Aksi takdirde bugün görmezden gelinen her tahribat, yarın daha yaşanmaz bir kent ve daha yoksullaşmış bir toplumsal kültür olarak karşımıza çıkacaktır.













