Eskiden insanlar arasında daha güçlü bir beraberlik duygusu, dayanışma kültürü ve karşılıklı hoşgörüye dayalı bir saygı anlayışının varlığından söz etmek mümkündü.
Günümüzde ise bu değerlere tanıklık etmek giderek zorlaşmaktadır.
Toplum olarak, birbirimizi anlama erdeminden hızla uzaklaştığımız bir dönemin içine sürüklenmiş bulunuyoruz.
Bu uzaklaşma, en açık haliyle insanlar arasındaki iletişim biçiminde kendini göstermektedir.
Mesela günümüzde insanlar arası sohbetler, anlaşmak ve ortak bir zeminde buluşmak amacıyla değil; çoğu zaman karşımızdakini mat etmek, haklı çıkmak ya da üstün gelmek üzerine kurulmaktadır.
Anlayacağınız insanlar anlamak için değil, cevap vermek için kulak kabartır hâle gelmiş durumda.
Fakat söylem düzeyinde bakıldığında, bambaşka tabloyla karşılaşmaktayız. Sıklıkla empati çağında yaşadığımız dile getirilmektedir. Her yerde empatiye dair çağrılar, paylaşımlar ve alıntılarla karşılaşmak mümkündür. Özellikle “Anlıyorum seni” cümlesi, hiç olmadığı kadar kolay ve hızlı bir biçimde kurulmaktadır.
Ancak tüm bu ifadeler yalnızca dile getirilmiş kelimelerden ibarettir.
Oysaki gerçek empati; sadece kelimelerle var olan bir şey değildir; davranışa, tutuma ve gündelik ilişkilerimize yansıması gereken bir erdemdir.
Ve belki de yeniden öğrenmemiz gereken en değerli şey, anlamak için durabilmek ve dinleyebilmektir.










