Hayatımdaki önemli dönemeçleri geride bıraktığımda rahmetli annemin şu dizeleri gelir aklıma:
Her ayın her gününden
Her yılın her ayından
Günde bir kerpiç düşer
Gönlümün sarayından.
Evet, bir Kurban Bayramı’nı daha geride bıraktık. Ömrümüzden, geri dönmesi ve yeniden yaşanması mümkün olmayan bir bayram daha eksildi. Peki bu Kurban Bayramı’nı, Yüce Allah’ın bizden istediği ölçüler içerisinde idrak edebildik mi?
İbadetlerin temel amacı, insanda kulluk ve takva bilincini geliştirmektir. Bunun tabiî sonucu ise güzel ahlakın oluşması, sosyal adaletin güçlenmesi ve yardımlaşma duygusunun yaygınlaşmasıdır.
Nitekim Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de namazın insanı kötülükten ve hayasızlıktan alıkoyacağını (Ankebût, 29/45), orucun kişiyi takvaya ulaştıracağını (Bakara, 2/183), zekâtın insanı cimrilik ve mal hırsından arındıracağını (Tevbe, 9/103); haccın ise bir kıyam ve diriliş olduğunu (Maide 5/97) bildirir. Bütün bu ibadetlerin ortak hedefi, insanı daha olgun, daha duyarlı ve daha erdemli bir kul hâline getirmektir.
Kurban ibadeti de bu çerçevede değerlendirilmelidir. “Kurban” kelimesi, akraba sözcüğüyle aynı kökten gelir. Her ikisinin de kökeninde “yaklaşmak, yakınlaşmak” anlamına gelen “karabe” fiili vardır. Dolayısıyla kurban, Allah’a yakınlaşma ve O’nun rızasını kazanma amacıyla yerine getirilen bir ibadettir. Bunun yanında toplumda yardımlaşma ve dayanışmayı güçlendiren önemli bir sosyal boyutu da vardır.
Kur’an-ı Kerim, kurban ibadetinin özünü son derece açık bir şekilde ortaya koyar. Cahiliye döneminde müşrikler kestikleri kurbanların kanlarını Kâbe’nin duvarlarına sürer, etlerini de oraya asarlardı. Bu davranışın Allah katında bir değer taşıdığına inanırlardı. Ancak İslam, bu anlayışı kökten reddetmiş ve şu gerçeği ilan etmiştir:
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Allah’a ulaşan ancak sizin takvanızdır. (Hac 22/37)”
Demek ki Allah katında değerli olan, akan kan değil; kulun taşıdığı bilinçtir. Kesilen hayvan değil; teslimiyet, samimiyet ve kulluk şuurudur.
Aslında bu ilke yalnızca kurban için değil, bütün ibadetler için geçerlidir. İbadetin şekli elbette önemlidir. Ancak şekil, ruhundan koparıldığında geriye sadece boş bir kabuk kalır. Allah’ın iradesine teslimiyet ortadan kalktığında ibadet, insanı dönüştüren bir kulluk eylemi olmaktan çıkar ve sıradan bir ritüele dönüşür.
Şimdi bu ölçüler çerçevesinde geride bıraktığımız Kurban Bayramı’na dönüp bakalım.
Bayramdan aylar önce başlayan konuşmaları hatırlayalım:
“Kurbanlıklar çok pahalandı.”
“Bir kurban kesmesek el âlem ne der?”
“Hiç olmazsa bir kan akıtsak iyi olur.”
Oysa kurban, ne insanların takdirini kazanmak ne de sadece kan akıtmak için yerine getirilen bir ibadettir. Kurban; Allah’ın verdiği nimetlere şükür, O’nun gösterdiği hidayete saygı ve O’na yakınlaşma arzusunun bir ifadesidir.
Bayram günlerinde yapılan sohbetlere kulak verdiğimizde de benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz:
“Büyükbaşa mı girdin?”
“Kaça mal oldu?”
“Kaç kilo et çıktı?”
Neredeyse bütün konuşmalar fiyat, kilo ve et miktarı etrafında dönüp duruyor.
Oysa Allah’a ulaşacak olan ne fiyatlardır ne de kilogramlarla ifade edilen et miktarlarıdır. Allah’a ulaşacak olan, kurban vesilesiyle ortaya koyduğumuz takva, samimiyet ve duyarlılıktır.
Bir de işin paylaşma boyutu var.
Hz. Peygamber, Medine’ye dışarıdan gelen yoksulların yoğun olduğu bir dönemde kurban etlerinin üç günden fazla bekletilmesini yasaklamış; daha sonra şartlar değişip bolluk oluşunca bu yasağı kaldırmıştır. Böylece kurban etinin ihtiyaç sahipleriyle paylaşılması gerektiğine dikkat çekmiştir.
Bugün ise bazen “Etrafta fakir yok ki” mazeretinin arkasına sığınılıyor. Oysa şehirlerin biraz dışına çıkıldığında, bırakın kurban etini, temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan nice insanla karşılaşmak mümkündür. Kurban etlerini derin donduruculara doldurup gelecek yıla kadar saklamak, kurbanın ruhuyla ve İslam’ın infak anlayışıyla ne kadar bağdaşır, üzerinde düşünmek gerekir.
Görünen o ki bazen biz de tıpkı cahiliye insanının yaptığı gibi kurbanın özü yerine etine, fiyatına ve şekline odaklanabiliyoruz. Kanla, etle ve rakamlarla meşgul olurken; kurbanın bize kazandırması gereken teslimiyeti, merhameti ve takva bilincini gözden kaçırabiliyoruz.
Bir Kurban Bayramı daha geride kaldı. Geriye ise şu soru kaldı:
Biz kurban mı kestik, yoksa kurbanın bize vermek istediği mesajı mı kaçırdık?
Rabbim, şekliyle birlikte ruhunu da koruyabildiğimiz; etinden önce takvasını çoğaltabildiğimiz; bizi kendisine daha da yakınlaştıran kurbanlar nasip etsin.













