Medeni Kanun’un kabulüyle birlikte nikahın doğurduğu sonuçların kazanımı için nikah memurunun başkanlığında evlenip, hâkimin huzurunda boşanmaya başlayan halkımız büyük önem atfettiği ve Allah huzurunda nikahının ve boşanmasının meşru olduğuna inanmak için dinî nikah ve boşanmaya da (talak) büyük önem vermiş ve ikisini birlikte devam ettirmeye özen göstermiştir. İki nikahla evlenip iki boşanmayla boşanan bir toplum olmanın yarattığı kargaşa ve istismarlar biryana bizim asıl ilgimizi çeken halkımızın büyük önem atfettiği ve “dinî nikah” ve “dinî boşanma” dediği uygulamaların ne kadar dine yani Kur’an ve sahih sünnete uygun olup olmadığı meselesi olmuştur.
*****
Bize gelen sorulardan anladığımız kadarıyla halkımızın dinî boşanma, orijinal adıyla “talâk” dediğimiz uygulama konusundaki tüm bilgisi “üçten dokuza şart olsun” demektir. Onlara göre böylece karısıyla tüm bağlarını koparmış olmakta hatta hâkim boşasa dahi koca bu ifadeyi söylemeden dinî anlamda sahih bir boşanma gerçekleşmiş olmamaktadır. Bu da genelde karı kocanın kavga anında aşırı öfkeli bir halde iken söylenen ve güya erkeğin bütün boşama haklarını bir çırpıda bitiren ve sonrasında nasıl geriye dönüleceğinin yolları aranan bir uygulamadır.
Bir kurs ziyareti çerçevesinde gittiğim bir köyde kursiyerlere biraz evlilik, aile vs. den bahsettim. Dışarı çıktığımda oradaki hanımlardan biri beni kenara çekip “hocam sana bir şey soracağım, biz eşimle 30 yıl önce kavga ettik. Bana üçten dokuza şart olsun benden boşsun” dedi. “Çocuklar, sonrasında torunlar milletin içinde ayrılamadık. Ama artık boşandık diye o günden beri aynı odada yatmadık. Bizim durumumuz ne olacak?” dedi. “Teyze yarın amcayı al, müftülüğe gelin” dedim. Geldiler. Kendilerine, bir kadının bir temizlik müddeti içinde (yani iki adetinin arasındaki bir temizlik müddeti içinde) ki tüm boşamaların, bir boşama sayılacağını ve Kur’an’da erkeğin üç boşama hakkı olduğunu, kalan iki haklarıyla evliliklerine devam edebileceklerini anlattım. Eğer amca gerçekten boşadığını kabul ediyorsa o hanımla aynı evde yaşayamayacağını evi de ayırmaları gerektiğini söyledim. Vaiz arkadaşlar nikahlarını yaptı (resmi nikahları zaten duruyordu) ve gittiler. Sonraki dönemlerde bu tür mağduriyetlerin o kadar çok olduğunu gördüm ki Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesindeki şu sözünün ne kadar haklı olduğunu anladım. “Evet, Türklerde boşama hakkı erkeğin iki dudağının arasındadır. Ama onlar bu konuda o kadar sıkıdır ki geçimini sağladığı iki öküzünü alabilirsin ama onun ağzından boşama sözcüğünü alamazsın”
*****
Son zamanlarda artık bu tür erkekler kalmadı. Boşama ifadesini kadının üstünde Demokles’in kılıcı gibi kullanan, işin öneminden habersiz, her öfkelendiğinde kadına “üçten dokuza şart olsun, boşsun” diyen bir nesil türedi. Kur’an Kurslarında erkeğin üç boşama hakkı olduğunu öğrenen ve kocasının bu ifadeyi devamlı kullandığını bilen hanımlar “hocam acaba bizim nikahımız bitti mi, biz şu anda zina mı yapıyoruz” diye kaygılanmaya başladı. Bir hanımefendi: “Hocam, eşim istediği her şey için, şu şöyle olmazsa üçten dokuza şart olsun seni boşarım, der. En son torunum doğdu, bu oğlana dedemin adı koyulmazsa üçten dokuza şart olsun benden boşsun, dedi. Gelin razı olmadı, eğer onun dedesinin adı koyulursa ben boşanır giderim, dedi. Oğlumla ben arada kaldık. Önce eşimden habersiz çocuğun adını gelinin dediği gibi yazdırdık. Eşim, çocuğun nüfus cüzdanını istedi. Dedesinin adı olmadığını görünce üçten dokuza şart olsun seni boşadım, evden çık git, dedi. Sonra oğlum ismi değiştirdi, onun dedesinin adını yazdırdı, gelin evi terk edip gitti. Ben ne yapacağım” diye kıvranıyordu. “Müftülüğe getir, konuşalım” dedim. “Gelmez hocam onun için hiç önemli değil, dinî nikahın da onun için hiç önemi yok, nasıl olsa resmi nikahım var” diyor, dedi.
Maalesef son zamanlarda bu tür sorularla gelen hanımlara, eşlerinizle birlikte gelin, dediğimiz de bu hanımların büyük bir çoğunluğu, gelmez hocam, benim resmi nikahım var, resmen boşanmadan öfkeyle söylenen bir sözden dolayı boşanma olmaz diyor, diyorlar. Evet öfkeyle söylenen bir sözden dolayı boşama gerçekleşmez ama bu öfkenin ne söylediğiniz bilmeyecek kadar cinnet halinde olması gerekir. Ne söylediğinizi farkındaysanız bu geçerli bir boşamadır. Eğer resmi nikahınız olduğunda dini nikahın bir anlamı yoksa başlangıçta bunu niçin yaptırıyorsunuz? Biz resmi nikah, dini nikahın da şartlarını taşıyor deyince neden bizi suçluyorsunuz? Yok eğer bu olmazsa olmazınız ise neden bitirirken de Kur’an ve sünnetteki usulüne göre bitirmiyorsunuz?
*****
Peki talâk’ın yani dinî boşanmanın Kur’an ve sünnetteki yöntemi nedir? Daha doğrusu insanî olan boşama şekli nedir? Rivayete göre Abdullah b. Ömer karısını adet döneminde iken boşadı. Hz. Ömer bunu Hz. Peygamber’e sordu. Hz. Peygamber “Ona söyle karısına dönsün, âdet döneminden temizleninceye kadar ondan ayrılmasın. Karısı âdetinden temizlendikten sonra isterse evliliğine devam etsin isterse onunla birlikte olmadan onu boşasın (Yani kadın âdetinden sonra onunla birlikte olmadan boşanır. Öfkelenince değil). İşte Allah’ın kadınların ona göre boşanmasını emrettiği “iddet” budur” buyurdu. Hz. Peygamber’in kadınların ona göre boşanmasını emrettiğini belirttiği ayet, Talâk Sure’sinin 1. ayetidir. Fakat Sure’nin ilk 7 ayeti Müslüman bir erkeğin imanına da atıfta bulunarak, Allah adına söz vererek iffetini kendisine helal kıldığı, Allah’ın emaneti olan bir kadını boşarken nelere dikkat etmesi gerektiğini daha doğrusu bu konuda Yüce Allah’ın kesin emirlerini içerir. Bunları ayetlerin ışığında şöyle sıralamamız mümkündür. 1- Toplumun boşanma konusundaki hurafe ve geleneklerinden arınmış (sen benim anam gibisin, bacım gibisin vs. sözler ve yemin gibi) net boşanma ifadeleriyle gerçekleşen bir boşanma olacak. 2- Öfke ile “üçten dokuza şart olsun” gibi çirkin ifadelerle değil sürecin her aşamasında hatta en son seferinde bile gerekirse geri dönebilmeye açık kapı bırakacak sağlıklı düşünülerek gerçekleştirilecek bir boşama olacak. 3- Hem kadın hem de erkek boşanma konusunda kararlı ise istemediği bir evliliğe mecbur edilmeyecek. 4- Hakem ve şahitler devreye sokularak her iki tarafa da zulmedilmemesi ve sürecin bilirkişiler tarafından takibine imkân sağlanacak. 5- Boşanma süreci devam ederken ve süreç tamamlandığın da her iki taraf da (özellikle erkek) üstüne düşen ekonomik sorumlulukları yerine getirecek. 5- Bu süreçte çocuklar mağdur edilmeyecek, diğer tarafa karşı koz olarak kullanılmayacak. 6- Hepsinden önemlisi eğer evliliğe devam edilecekse ma’ruf üzere yani örfün iyilik kabul ettiği hal üzere güzellikle devam edilecek. Bitirilecekse de ihsan ile yani her iki tarafın da karşılıklı olarak birbirinin hukukunu gözetmesi ile bitirilecektir.
*****
Bu son söylediğimiz ifade Kur’an’da “ve âşirûhünne bi’l mağrûf ev serrihûhünne bi ihsân/o kadınlarla güzellikle geçinin veya onları ihsan ile bırakın” şeklinde geçer ki sanırım boşanma konusunda söylenebilecek en evrensel insanî değerdir. Zaman ve şartlara göre güzellikle tutmak veya ihsan ile bırakmanın şekli değişebilir ama bu her zaman ve zeminde geçerli evrensel bir ilkedir ve Kur’an’ın boşanma konusunda en sık kullandığı kavram kavramlardan biridir. Ayrıca Kur’an’ın 14 yerinde “…bunlar Allah’ın sınırlarıdır, kim Allah’ın sınırlarını aşarsa ancak kendi nefsine zulmetmiş olur” ifadesi geçer ki bunun da 9 tanesi boşanma ile ilgilidir. Yani Allah’a inanan bir kimse Allah’ın ayetleriyle oyun oynayamaz. Hiçbir işinde özellikle boşanma konusunda O’nun çizdiği sınırları aşamaz demektir.













