Ne güzel söylemiş şair:
“Âşık olmak hoştur amma
Sadık olmak başkadır başka”
Kelimenin kökeni (sıdk); doğru, dürüst olmak anlamına gelir. Ama evlilik ve nikah söz konusu olunca olunca daha ağır bir anlam taşır; evlilik süresince nikah esnasında verilen bütün sözlere sadık kalmak, iffetli olmak.
Başlangıçta iffet, edep konusunda toplumun kadına daha ağır bir yük yüklemesini çok anlamazdım. Çünkü Kur’an kadının iffetsizliğiyle erkeğin iffetsizliğini aynı kategoride değerlendirir, iffeti korumak için ikisine de aynı şeyleri emreder (Nur 24/30-31) ve iffetsizlik durumunda ikisini de aynı cezayla cezalandırır (Nur 24/2-3).
*****
Fakat gerek meslek hayatım süresince gelen sorulardan gözlemlediğim toplumun ifsada sürüklenmesinin seyri gerekse doktora tez çalışmam sırasında tespit ettiğim yukardaki hukukî hükümlerin dışında Yüce Allah’ın kadının imanına atıfta bulunarak onun omuzlarına yüklediği imani ve ahlaki yükümlülük konunun önemini daha iyi kavramamı sağladı
*****
Başlangıçta soru sormaya gelenlerin yüzde doksana yakını kadındı. Kocalarının kendilerini aldattığını söyler, bundan kurtulmak için “nefesi kuvvetli bir hoca” tanıyıp tanımadığımızı sorardı. Bu akımın dindar kesim arasındaki tezahürü “gizli nikah” uygulamasıyla oldu. 65-70 yaşlarındaki teyzeyi hiç unutmuyorum: “Hoca Hanım, eşimin gizli nikah kıyarak orada burada birlikte olduğu kız, torunumun yaşında. Ben Allah’tan korkan bir insanım. “Bırak” desem, bunun torunuma yapılacağını düşünüyorum, vicdanım kabul etmiyor. “Al eve getir” desem, Vallahi o çocuğun heder olmaması için ben kabulleneceğim ama torunun torbanın içinde düşeceğim durumu düşünüyorum, bunu kendime yediremiyorum. Bırakıp gitsem bu yaştan sonra ben nereye gideyim” diyerek ağlamıştı. Anladım ki eğer bir insanda gerçek manada Allah korkusu yoksa minareyi çalan kılıfını hazırlıyor. Bunun dindarı, dindar olmayanı yok.
*****
Yaklaşık on yıl kadar sonra bize erkekler de gelmeye başladı. Durum tersine dönmüş kadınlar erkeklerden öç almaya başlamıştı. Buradaki çirkinliklere girmek istemiyorum ama bu çarpıklığın neticesi; nesil emniyetinin ortadan kalkması ve soy bağının değişmesi oldu. Bütün bunlara sperm nakli, yumurta nakli, rahim nakli, donör anne gibi tıbbî gelişmelerin neticesi de eklendiğinde iş tamamen içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı. Bir seminerde bir kadın doğum doktoru; Türkiye’de bu işler yasak olduğu için Türkiye’deki kadın doğum hastanelerinin yurt dışında uzantıları olduğunu, güzel kadınların regl döngüsüne göre oralara gidip yumurta, erkeklerin de sperm sattıklarını söylemişti. Daha sonra gelen sorular da bu bilgileri destekler mahiyette oldu. Büyük oğlunun çocuğu olmadığı için evliliğinin bitmek üzere olduğunu, gelininden habersiz, küçük oğlundan sperm alınarak sanki büyük oğlundanmış gibi gelinin yumurtasıyla birleştirilip tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olabileceklerini ve böylece oğlunun yuvasının kurtulacağını, bunun caiz olup olmadığını sormuştu bir teyze. “Peki büyük oğlunuz bu yolla çocuk sahibi olsa, küçük oğlunuz da evlense onun da çocukları olsa, sonra bu iki amca çocuğu birbirine âşık olup evlenmek isterse bu sırrı ömür boyu saklayıp, baba bir bu iki kardeşin evlenmesine rıza mı göstereceksiniz, yoksa o gün bu sırrı açıklayacak mısınız?” dedim. “Allah senden razı olsun yavrum, ben bunu hiç düşünmemiştim” dedi.
*****
İslam’ın bütün emir ve yasaklarında korumayı hedeflediği beş şey vardır. İnsanın canı, malı, dini, aklı ve nesli azizdir. Bunun için Kur’an sadece bunlara yapılacak saldırıları değil, o saldırılara zemin hazırlayacak davranışları da yasaklayarak bunların korunmasını amaçlamıştır ve neslin korunmasını da kadına emanet etmiştir. “Annenin sırrıdır çocuk” onun kime ait olduğu anne ile Allah arasındadır. Bunun için olsa gerek bir kişi öldüğü zaman, ölen erkek de olsa anasının adıyla talkın verilir. Gerçi yukarda belirttiğimiz tıbbi gelişmeler ışığında artık biyolojik annenin kim olduğu konusunda da bir kargaşa yok değildir.
*****
“Nesil, emniyeti veya soy bağı” dediğimiz şey, birçok hukuki hükmüm, helallik ve haramlığın ona göre cereyan edeceği önemli bir husustur. Yüce Allah, bir çocuk dünyaya geldiği zaman onun babasının belli olmasını (annesinin belli olduğunu kabul ediyoruz), o çocuğun kiminle evlenebileceğinin, kiminle evlenemeyeceğinin, helallik ve haramlık ilişkilerinin, miras vs. hukuki sonuçların ona göre cereyan etmesini ister. Bunun için Kur’an’ın Cahiliye Dönemine ait yeni düzenlemeye tabi tuttuğu uygulamalara baktığımız da bunların aileyle ilgili olanların çoğunun, soy bağının korunmasına yönelik önlemler olduğunu görürüz. Mesela biyolojik anne ve babayı devre dışı bırakarak evlat edinmenin yasaklanması, zinanın ve zinaya giden yolların kapanması, kadının bir erkekten ayrılınca yeni biriyle evlenmeden önce bir müddet iddet beklemesi ve karnında taşıdığı bir erkeğe ait çocuğu başka birine isnat etmemesi bunlardan bazılarıdır.
Kur’an; “Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (adet veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz…” (Bakara 2/228) Yani bu süre için de kadın ölen veyahut ta ayrıldığı eşinden hamile olduğunu tespit ederse bunu gizleyerek başka biriyle evlenip bu çocuğu ona isnat edemez. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa bunu yapamaz. Şimdi gündüz kuşağı programlarında DNA testiyle babalarını arayan çocukları doğuran kadınların imani açıdan durumlarını düşünelim. Ayet gayet açık ve net.












