İlkokulu Sivas, Şarkışla’da okudum. Belki de hayattaki en büyük şansım, ilkokul 3. sınıftan itibaren Nuray Öğretmen’in talebesi olmaktı. Bugün hala Nuray Öğretmen, görünmeyen bir gölge gibi hayatımı yönlendirir. Yazı yazarken bir imla hatası yaptığımda, son saniyelere gelinmiş olsa bile yarış sonlanmadan pes ettiğimde ve hepsinden önemlisi, bir haksızlıkla karşılaşıp, karşımdaki o kadar güçlü ki benim ona karşı haklı olduğumu ispat etmem imkânsız diye düşünüp mücadeleden vazgeçmeye karar verdiğim zamanlarda hep Nuray Öğretmenim gelir ve beni düştüğüm yerden kaldırır.
*****
Sanırım ilkokul 3 veya 4. sınıftaydım. Sınıfta heyecanla, bu problemi kim önce çözecek, diye yarışırken öğretmen derse ara verdi. “Çocuklar, bugünlerde okulumuza müfettiş gelecek. Defterleriniz, kitaplarınız tam ve kaplı, tırnaklarınız ve mendilleriniz temiz, yaka ve kurdeleleriniz temiz olsun, yarın hepinizi o şekilde görmek istiyorum” dedi. O zamanlar siyah önlük giyiyorduk. Hepimiz beyaz yaka ayrıca kızlar beyaz kurdele takıyordu.
Genelde kurallara uyan bir öğrenciydim. Öğretmenin söylediği her şeyim tamam gibiydi. Bir iki defterimin yüzü eksik bir de kurdelem eskiydi. Okuldan çıkınca annemden 2 lira aldım. Kasabanın öbür ucundaki sınıf arkadaşımın babasının kırtasiye dükkânına gittim. Dükkânda arkadaşımın ablası vardı. 2 lira uzatıp, iki tabaka yüz, bir de kurdele istiyorum, dedim. Bana iki tabaka yüz verdi. “Kurdele” dedim. “Paran buna yetiyor, kurdele etmiyor” dedi. Oysa sınıfta arkadaşıma sormuştum. Defter yüzünün tabakası 75 kuruş, kurdele 50 kuruştu. Benim bu parayla iki tabaka yüz, bir de kurdele alabilmem gerekiyordu ama abla büyük olunca itiraz edemedim.
Ertesi gün okulda öğretmen, neden kurdele takmadığımı sordu. Olayı aynen anlattım. Öğretmenim: “Okuldan çıkınca doğru o kırtasiyeye gidiyorsun, kurdeleni alıyorsun, yarın da okula kurdeleli geliyorsun, tamam mı” dedi. “Tamam öğretmenim” dedim ama hiç de öyle bir niyetim yoktu. Eve gider, annemden yeniden kurdele parası alır sonra da kurdele alırım diye düşünüyordum. Son dersten çıkınca ben eve doğru yöneldim. Kırtasiye tam ters yöndeydi. Arkamdan Nuray Öğretmen seslendi, “Cansever, nereye gidiyorsun?” Ben meseleyi unutmuşum bile. “Öğretmenim eve gidiyorum” dedim. “Hani sen nereye gidecektin?” dedi. “Öğretmenin utanıyorum, annemden kurdele için yeniden para alırım” dedim. Nuray Öğretmen, düş önüme bakalım, dedi. Benimle kırtasiyeye kadar geldi. “Ben içeri girmeyeceğim, şu köşede bekleyeceğim, durumu anlatıp kızın yanlış hesap yaptığını söyleyeceksin ve kurdeleni alıp çıkacaksın, ben seni burada bekliyorum” dedi. Utana sıkıla dükkândan içeri girdim. Yine arkadaşımın ablası vardı. Dünkü durumu anlattım, bana bir de kurdele vermesi gerektiğini söyledim. Abla hiç itiraz etmeden, doğru sen haklısın, ben yanlış hesap yapmışım, dedi ve kurdelemi verdi. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim, ablanın bana kızacağını filan düşünüyordum. Kurdeleyi aldım, çıktım. Öğretmenim hala bekliyordu. “Aldım, öğretmenim” dedim. Güldü. “Bundan sonra değil bir kurdele parası, bir kuruşunu kimsede bırakmayacaksın, hakkın olan hiçbir şeyi istemekten utanmayacaksın, utanması gerekenler hakkı yenenler değil, hak yiyenlerdir, söz mü? dedi. “Söz öğretmenim” dedim. Zaman zaman canımı yaksa da bazen bana pahalıya mal olsa da Nuray öğretmenimle orada başladı hayattaki haksızlıklarla mücadelem.
Bizim zamanımızda ilkokul 5 yıldı. 5. sınıfta Nuray öğretmen sınıftan bir grup arkadaşımla birlikte beni de yatılı öğretmen okulu sınavlarına girdirdi. Bir gün evin önünde arkadaşlarımla oynarken okulun müstahdemi koşarak geldi. Tabi o zaman telefon vs. yok. “Çabuk, okula gidiyoruz. Nuray öğretmen, İzzet Müdürle beraber seni okulda bekliyor” dedi. Aceleyle gittik. Öğretmen okulu sınavını İç Anadolu Bölge birincisi olarak kazanmışım. İlçe Milli Eğitim Müdürü öğretmenimle beni bekliyormuş.
Ben ne bir dershaneye gittim ne özel ders aldım. Sivas’ın Şarkışla ilçesinde bir ilkokul öğretmeninin görev aşkından başka bir şey değildi bu. Maalesef dershaneler, özel dersler, onca emek onca paraya rağmen Nuray Öğretmen’in aşkı olmayınca olmuyor işte.
*****
Birkaç yıl önce bir sivil toplum kuruluşunun düzenlediği konferans çerçevesinde gittiğim okulda okul müdürüyle konuşurken konu, okullardaki akran zorbalığı, bu konuda idarecilerin yeterince elini taşın altına koyup koymadıkları meselesine geldi. Çünkü etrafımdaki öğretmenler, bu konuda bütün idareciler ve öğretmenlerin hep birlikte üstüne düşeni yapmadıkları için, disiplini sağlamak isteyen idarecilerin, veli ve öğrencilerin hedefi haline geldiğini söylüyordu. Müdür Beyin tavrı gayet netti. Bire bir hatırlamıyorum ama zihnimde, ben elimi taşın altına koyunca bana kim sahip çıkacak, sonucunu oluşturacak şeyler söyledi. O da kendince haklı mıydı bilmiyorum ama birilerinin elini taşın altına koyması gerektiği muhakkak.
*****
Psikologlar insanın dünya hayatında mutlu olabilmesi için, hedefler piramidinin en tepesinde iyi bir insan olmak, insanlara faydalı olmak, bu dünyadan geçerken hoş bir seda bırakmak, eser bırakmak veya hayat yolunda yürürken sizden geride kalan birinin de elinden tutup, yanınızda yürümesini sağlamak gibi manevi bir amacının olması gerektiğini söylüyor. Bizlere öğretmenlerimiz, hocalarımız bu değerleri öğretti, bu amaçlarla yetiştirdi. İlahiyat Fakültesi’nde öğrenciyken tam finaller öncesinde ağır bir rahatsızlık geçirdim. Arkadaşlarıma finallere giremeyeceğimi, okulu bir sene uzatmayı düşündüğümü söyledim. O zaman Ali Bardakoğlu hocam dekan yardımcısıydı. Beni çağırdı, Cansever, kızım ben bu okulda dekan yardımcısıyım değil mi? Eğer çalışmaya gözün kesmiyorsa sadece sınavlara gir ve üstünde ismin yazılı bir kâğıdın bulunsun. Senden sadece bunu istiyorum, dedi. Hocanın o sözünden o kadar etkilendim ki o söz bana önceden çalıştığımın iki misli çalışacak güç verdi. Hocanın kendi dersinden de 90 aldım. Kağıtlar okununca, ben sana çalışma demedim mi, dedi. “Hocam, beni çağırıp o şekilde konuşmasanız hiç çalışacak gücüm yoktu ama siz öyle söyleyince kendimi büyük bir baskı altında hissettim, dedim.
Bugün çocuklarımıza baktığımda kısa yoldan zengin olmak, en az çalışarak en yükseğe çıkmak, sosyal medyada vakit geçirerek mutlu olmak vs. vs. maddi hedeflerin dışında şeyler göremiyorum. Çocukların suçu yok demek ki veliler, öğretmenler veya hocalar olarak biz onlara hocalarımızın bize öğrettiği değerleri öğretemiyoruz. O yüzden de bu gidişat onları mutlu etmiyor ve toplumu helake sürükleyecek birtakım arayışlara giriyorlar. Bunun dönüşü nasıl ve ne zaman olur veya olur mu bilmiyorum. Sosyologlar, sosyal olayların en güzel tohumlarını bugün ekseniz en erken yirmi, otuz yılda filiz vereceğini söylüyor. Yani yol uzun, iş zor.
Dün Öğretmeler Günü’ydü. Bu vesileyle bütün öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutlar, Nuray Öğretmen’imin ve Ali Bardakoğlu hocamın şahsında bütün Nuray Öğretmenlerin ve Ali Bardakoğlu hocaların ellerinden öperim.













