Meslek hayatım boyunca beni en çok üzen şey, soru sormak için gelen hanımların büyük bir kısmının, kendilerini yönlendirebileceğim, nefesi kuvvetli bir hoca tanıyıp tanımadığımı sorması oldu. Eşiyle problem yaşayan, kızını veya oğlunu evlendiremeyen, kocası iş bulamayan, birtakım psikolojik rahatsızlıklar yaşayan herkesin aradığı “nefesi kuvvetli bir hoca” idi.
Her ne kadar benim dini olarak müdahale edemeyeceğim hususlarda ilgili yerlere yönlendirmeye çalışsam da bir türlü başarılı olamadım. Hatta bir keresinde aşırı temizlik rahatsızlığı olduğunu, eşiyle her birlikte olduğunda 6 saat gusül abdesti alıp evde 3-4 gün temizlik yaptığını, bu yüzden de evliliğinin bitme noktasına geldiğini söyleyen bir hanımefendiye acilen bir psikiyatriste gitmesi gerektiğini söyledim. Hanımefendi bana psikiyatriste gittiğini fakat psikiyatristin kendisine, hastalığının doktorluk değil, hocalık olduğunu söylediğini ve acilen böyle bir hoca bulması gerektiğini önerdiğini anlatmaya çalıştı. Öyle çaresiz öylesine bitkindi ki karşısına çıkıp “ben nefesi kuvvetli bir hocayım” diyecek herhangi bir kişi tarafından maruz kalacağı her türlü istismara açıktı.
*****
Başlangıçta kadınların bu dolandırıcılara alet olmasının tek sebebinin “cehalet” olduğunu düşünüyor ve bütün programlarımda kız çocuklarının eğitimine çok önem verilmesi gerektiğini vurgulamaya çalışıyordum. Fakat o gün hayatımın en önemli gerçeklerinden birini öğrendim. Önce bir hanımefendi geldi. Kendilerinin çok saygın ve zengin bir aile olduğunu, kızının 30 yaşlarına geldiğini fakat henüz evlenemediğini, onun akranı olan bütün arkadaşlarının yuvasını kurup çoluk çocuğa karıştığını anlattı. Bir hocaya gittiğini ve hocanın kızının evlenememesi için çok ağır bir büyü yapıldığını anlattıktan sonra bana bu büyüyü çözebilecek nefesi kuvvetli bir hoca tanıyıp tanımadığımı sordu. Kendisinden her ne kadar beni nefesi kuvvetli hoca kabul etmese de başını ellerinin arasına alıp kızının şimdiye kadar neden evlenemediğinin sebeplerini birlikte tespit etmemizi istedim. İlk gelen talibe niçin “hayır” demişlerdi, ikincisine niçin, üçüncüsüne niçin? Sonra şimdiye kadar kızına talip olan fakat daha iyi bir kısmet beklediği için kabul etmedikleri dünürlerden kaç tanesi şimdi gelse hiç düşünmeden kızıyla evlendirebileceğini sordum. Sonunda sorunu kendisi çözdü. Önceleri beklentilerini çok yüksek tutmuşlardı. Sadece beklentilerini biraz düşürmeleri gerekiyordu. Aslında sorun azıcık bir gayretle tespit edilip çözülebilecek bir şeydi ve nefesi kuvvetli bir hocaya filan da ihtiyaç yoktu.
O gün asıl beni sarsan şey o hanımefendiden sonra gelen hanımefendi oldu. Yukardaki hanımefendiyle aynı ifadeleri kullandı. “Hocam, filan üniversitede doçentim. 45 yaşındayım ve evlenmedim. Kayseri’ye annemi ziyarete geldim. Annem; kızım bir hocaya gittim, senin için baktırdım, kızında ağır bir büyü var, onun için evlenemiyor, o büyüyü çözmemiz lazım dedi. Sizin tanıdığınız nefesi kuvvetli bir hoca var mı?” Onunla da aynısını yaptık. Onun evlenememe sebebi de kariyerine odaklanması, evliliği ötelemesi, kariyerinde belli bir yere geldikten sonra da etrafında evlenebileceği kişilerin sayısının azalması ve dengi olan biriyle karşılaşamamasıydı.
Aynı gün içinde peş peşe karşılaştığım bu iki olay bana bunun eğitimle çok ilgisi olmadığını gösterdi. Her nedense insanımız öncelikle düşünüp sorunun sebeplerini tespit etmek ve doğru yerlerden destek alarak onları ortadan kaldırmak için gerekli çabayı göstermeye pek yanaşmak istemiyordu. Aciz bir kul olarak Allah’a elini açıp ihtiyacını kendisi dile getirmek yerine ibadetlerinin ve tövbelerinin kabulünü, sorunlarının çözümünü, dualarını kısaca Rabbiyle olan bütün ilişkisini birilerine havale etmek daha kolay geliyordu. Oysa Yüce Allah aracılar yerine kulunu kendisine muhtaç bir vaziyette bizzat huzurunda görmek ister. Sanırım biz bunu yeterince anlatamadık.
*****
İşin aslına gelince; büyü veya sihrin en temel özelliği İslam’la ve ahlakla hiçbir ilişkisinin bulunmamasıdır. Kur’an’da büyü yerine sihir kelimesi kullanılır. İnanan veya inanmayan en eski toplumlardan bu yana süregelen, bazen tamamen aldatma ve göz yanıltmasından ibaret bazen de görülmeyen cin, şeytan gibi bazı güçlerle ilişki kurularak insanlara zarar vermek veya bazı faydalar elde etmek için yapılan işlerdir diye tarif edilir. Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 102. ayetinde; “Onlar Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı (çünkü Süleyman o mülkü büyü veya sihirle elde etmedi), fakat şeytanlar kâfir oldu. Çünkü insanlara sihri, Babil’de iki meleğe Hârut ve Mârut’a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki bu iki melek, “Biz ancak imtihan vasıtayız, sakın küfre sapma” demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten karı ile kocanın arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. OYSA ALLAH’IN İZNİ OLMAKSIZIN ONUNLA KİMSEYE ZARAR VEREMEZLERDİ. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun onlar, BUNU (SİHRİ) SATIN ALAN KİMSENİN AHİRETTEN NASİBİ OLMADIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORLARDI. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi” buyrulur.
Ayete göre sihir yapılması haramdır. Çünkü şeytan, cinler, ruhlar ve yıldızlar gibi varlık veya nesnelere Allah’ın gücü üstünde bir kudret nispet eden bu tür bir anlayış İslam’ın tevhid ve tevekkül anlayışına aykırı olup kişiyi küfre götürür. İslam alimlerinden bazıları; sihrin bir imtihan vesilesi olarak ayette belirtildiği gibi Hz. Süleyman’ın devri ile sınırlı olduğunu daha sonraki dönemlerde böyle bir tasarrufun mümkün olmadığını kabul ederler. Bu alimlere göre; Kur’an’da sihrin varlığına delil olarak gösterilen Felak Suresi’nin 4. ayeti, Mekke döneminde indiği için tarihi olarak Medine’de Yahudilerinin Peygamber Efendimize sihir yapmaları üzerine indiğini kabul etmek mümkün değildir. Diğer bazı alimler de sihrin varlığına inanır. Fakat neticede hepsinin ortak görüşü: Böyle bir durumda Müslüman’ın yapması gereken; nefesi kuvvetli bir hoca(!), falcı, büyücü, medyum vs. aciz varlıklara değil, kendisini her an koruyan, gözeten ve dualarına icabet eden ilâhi kudrete sığınmaktır. Çünkü ayette de belirtildiği gibi ALLAH’IN İZNİ OLMAKSIZIN ONUNLA KİMSEYE ZARAR VERMELERİ mümkün değildir.













