Nikah; iki insanın bir araya gelerek biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan birbirini tamamlamasıdır. Eğer ki bu birliktelik; taraflara fayda yerine zarar vermeye, sevgi yerine nefret ve zıtlaşmaya dönüşmüşse yani nikahtan beklenen sonuç elde edilememiş taraflar birbirini tamamlamak yerine birbirini tüketmeye başlamışsa boşanma kaçınılmazdır. Dinimizde boşanmanın mübah kabul edilmesinin altında yatan sebep de budur. Katolik kilisesinde olduğu gibi dinimizde boşanma yasak değildir.
*****
Fakat her ne kadar dinimizde boşanma helal kabul edilse de “Yüce Allah’ın en sevmediği helal” olup, Kur’an’ın “mîsagan galiza/ağır bir söz” dediği nikah akdinin çözülmesi için, ortada nikahtan beklenen neticelerin elde edilmesine engel olacak, her iki taraf içinde bu akdin çözülmesinin, devamından daha hayırlı olduğunu kabul ettirecek bir sebebin olması gerekir. İslam Hukuku’nda ve Medeni Hukuk’ta boşanmanın meşru olmasının sebepleri belirlenmiştir. Şimdi onlara girmek istemiyorum ama aklıma yıllar önce soru sormak için gelen bir çift geldi. 17 yıllık evliymişler, iki kız çocukları varmış. Hanımefendi eşinden memnun değilmiş ve boşanmak istiyormuş. Çünkü eşi evlenme yıldönümlerinde ve doğum günlerinde ona çiçek almıyor, özel kutlamalar yapmıyormuş. Diğer komşularının eşleri gibi günde birkaç kez arayıp “nasılsın aşkım” demiyormuş. İlgisizmiş ve bu durum kendisi açısından psikolojik şiddetmiş. Beyefendinin yüzüne baktım. Avuç içlerini gösterdi. Nasır içindeydi. “Hocam, ben asgari ücretle çalışıyorum, evimden iki otobüs mesafede bir yerde çalışıyorum, iki otobüs parasını verince geriye bir şey kalmayacağını bildiğim için bisiklet aldım, işe bisikletle gidip geliyorum, maaşımı aldığımda getirip eline veriyorum, daha ne yapabilirim ki?” dedi. Hanımefendiye dönüp; “Peki kızlarınız ne olacak, kiminle kalacak, onlarla ilgili bir planınız var mı?” dedim. Sadece boş boş yüzüme baktı.
*****
Maalesef günümüzde boşanmaları toplumun nazarında daha da meşrulaştırmak için bunların alt yapısını oluşturacak argümanlar üretildi. “Çocuğun, böylesine huzursuz bir ortamda yaşayarak birtakım psikolojik travmalara maruz kalmasındansa anne ve babanın ayrılarak çocuğun daha huzurlu bir ortamda yaşamasının sağlaması daha sağlıklı” görüşü bunlardan bir tanesi. Bir diğeri ise taraflardan birinin, çocuğun diğer tarafla ilişkisini tamamen kestikten sonra “ben çocuğuma annelik de yaparım babalık da diyerek kendince bütün sorumluluğu üzerine alması ve çocuğun böyle daha mutlu olacağına inanması. Oysa boşanma gerçekleşince hiç hesapta olmayan sorunlar ortaya çıkıyor. Çünkü tek ebeveynli olmak çocuk için fıtrata uygun olan bir durum değil. Halbuki karşılaştığımız olayların çoğunda tarafların biraz çaba, biraz müsamaha göstermesi ve alınacak profesyonel danışmanlık hizmetleri ile sorunun boşanmadan çözülmesi ve çocuğa olması gerektiği gibi aile içinde huzurlu bir ortamın sağlanması mümkün görünüyor.
*****
Bazen çocuklara da güvenilmiyor. Eşinden boşanması için meşru sebepleri olan bir hanımefendi vardı, fiziksel şiddet görüyordu. Oğlu askere gitmeden önce “anne bu adamla geçinilmez, ben askere gitmeden sen boşan da ben rahat gideyim, ben gidince gördüğün şiddet daha da artacak, aklım sende kalmasın, ben gelince sana bakarım” dediği için oğluna güvenip boşandı. Oğlu askerden geldikten sonra bir kızla tanışıp evlenmek isteyince, “şimdi kız istemeye gidilecek, bu oğlanın babası kim diyecekler, anne sen iyi olsan babamdan boşanmazdın” diyerek kendisine psikolojik şiddet uygulamaya başladı.
*****
Bir beyefendi geldi. Eşiyle ayrıldıklarını ve mahkemenin çocuklarının velayetini annesine verdiğini, kendisine de belirli zamanlarda çocuğunu alarak kendisiyle kalması hakkını tanıdığını söyledi. Fakat hanımefendinin, babasının çocuğu görmesini zorlaştırmak için mahkemeye müracaat ederek, babasının çocuğu ancak bir pedagog ve emniyet görevlisi eşliğinde kendisinden alıp, aynı şekilde teslim etmesi için karar aldırdığını, bunun için her seferinde (bundan belki 15-20 yıl önce) çocuğunu almak için 300 tl. verdiğini söyledi. Ayda 4 hafta sonu çocuğunu alsa tüm maaşını oraya vermesi gerektiğini eğer almazsa da hem kendisinin çocuğu hem de çocuğun kendisini çok özlediğini anlattı. Beyefendi gerçekten çok samimi ve çaresiz görünüyordu.
Normalde böyle bir hakkım olmadığı halde sadece olayı anlamak için telefon numarasını alarak hanımefendiyi aradım, kendimi tanıttım, görüşmek istediğimi söyledim, sağ olsun kabul etti ve geldi. Ben, kendi kendime, boşansalar bile bir erkek çocuğunun hayatında rol model bir baba figürünün olmasının ne kadar önemli olduğunu, kendisinin sadece çok iyi bir anne olabileceğini ama bir babanın rolünü üstlenemeyeceğini, fıtratın buna müsaade etmeyeceğini anlatmayı düşünüyordum. Fakat hanımefendiyi dinleyince tüm söyleyeceklerimden vazgeçtim. “Hocam, size neler anlatıldığını biliyorum ama siz benim buna neden mecbur olduğumu bilmiyorsunuz. Mahkemenin kararına göre eski eşim çocuğu evden alıp, geri eve bırakacaktı. Önceleri bir süre böyle devam etti. Sonra çocuğu evden aldı, teslim edeceği saatte arayıp, “biz Konya’dayız, gel buradan al” dedi. “Biz filan parktayız, gel buradan al” dedi. Böyle bir karar aldırmaya mecbur kaldım”. Yoksa evet iyi bir eş değildi ama iyi bir babaydı, ben de olayın bu raddeye gelmesini istemezdim” dedi.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bilfiil şahit olduğum 5-6 olayda olduğu gibi, beyefendi ikinci evliliğini yaptı. Önce çocuğu 3-4 haftada bir almaya başladı. İkinci eşinden çocuğu olduktan sonra da hiç almadı. Hatta annesi “çocuk seni özlüyor, psikolojik problemleri var” dediği halde almadı. Çünkü ikinci eş buna razı olmadı. Anne, uzun süre evlenmeyip hem anne, hem baba olmaya çalışsa da mümkün olmadı. Hem kendisi hem de çocuk ciddi sıkınlar yaşadı.
*****
Maalesef gözlemlediğim tüm olaylarda anne ve babanın boşanması durumunda yaşanan süreç aşağı yukarı aynı oldu. Boşanıncaya kadar her iki taraf çocuğu birbirine karşı koz olarak kullanıyor, “benim çocuğum”, “hayır, benim çocuğum” diyerek çekiştiriyorlar, sonra her iki taraf da ikinci kez evlenip yeni eşler ve çocuklar devreye girince çocuk ya anneanne veya babaanneye bırakılıyor ya da iki taraf arasında gidip gelmeye başlıyor. Bunun bir çocuğun ruhunda açacağı yarayı düşünebiliyor musunuz? Bugün istatistikler, suça karışan çocukların büyük çoğunluğunun anne ve babası ayrı olan çocuklar olduğunu gösteriyor.
*****
Kur’an birçok ayetinde anne ve babaya iyilik ve ihsandan bahseder. Ama hiçbir ayetinde çocuklarınızı sevin, onlara iyilik edin, buyurmaz. Sadece onların eğitim ve terbiyesinden bahseder. Çünkü bozulmamış bir insanın fıtratında çocuğuna karşı sevgi ve fedakârlık duyguları zaten mevcuttur. Bırakın insanı izlediğimiz belgesellerdeki hayvanların bile neslini devam ettirmek için gösterdikleri fedakârlık ve içgüdüsel davranışlar bazen hepimizi hayret içerisinde bırakıyor. Dünyaya gelen her çocuğun yaratılıştan var olan bu sevgi ortamında büyümek en tabi hakkıdır. Evet boşanma bir çözümdür ama anne ve baba bir çocuğun dünyaya gelmesine sebep olmuşlarsa boşanma; bütün çözümler sonuna kadar zorlandıktan ve artık gerçekten evliliğin devamının imkânsız olduğuna karar verildikten sonra başvurulacak en son çözüm olmalıdır. Hz. Peygamber; “Bir kimse eşine kin beslemesin, onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir” buyurmaktadır. Bir insanın yüz kapısı vardır. Doksan dokuzunu açamasa da kişi eğer isterse açılacak yüzüncü kapıyı mutlaka bulur ve o dünyaya getirdiği çocuğun yüksek menfaati için bunu yapmalı geçinmenin bir yolunu bulmalıdır. Tabi ki boşanmayı mecbur kılacak zorunlu bir sebep yoksa.













