“Bir masada bir Nazi oturuyorsa ve 10 kişi ona ses çıkarmıyorsa, orada 11 Nazi vardır…”
Bu cümle, ilk duyduğunuzda aman canım sende dedirtebilir, hatta abartılı da bulabilirsiniz… Fakat tarih, bu abartının gerçeğin ta kendisi olduğunu defalarca kanıtladı. Çünkü kötülük, sadece yapanlardan değil, seyredenlerden de beslenir…
Edmund Burke’ün ünlü sözünü hatırlayalım: “Kötülüğün zaferi için tek gereken, iyilerin hiçbir şey yapmamasıdır...” Bu söz, 18. yüzyılda söylenmiş olsa bile, günümüzde de geçerliliğini aynıyla vaki biçimde geçer akçe olma durumunu koruyor….
Yaşanan her türlü hak gaspı, adaletsizlik ve hukuksuzluk karşısında “bir kerelik olur” diye susanlar; “bana dokunmayan yılan” diye geçiştirenler var ya, hepsi, o masanın etrafındaki 10 kişiydi. Ve evet, susarak sonuçta 11 Nazi oldular. Aslına bakarsanız, tarih tekerrür ediyor, biz ise, gülümsüyoruz. Sosyal medyada bir nefret söylemi trend oluyor, kaydırıp geçiyoruz. Bir komşu, kendisi gibi düşünmeyen komşusuna kin kusuyor, “aile meselesi” deyip başımızı çeviriyoruz. Her sessizlik, o masaya bir sandalye daha ekliyor farkında olmasak bile... Bakın şimdi, sessizlik, sadece onay değildir; aynı zamanda bu hoyrat ölçüsüz zihniyetlere cesaret vermeye devam ediyor, farkında mısınız?.
Araştırmalar gösteriyor ki, bir grupta bir kişi ayrımcı bir yorum yaptığında ve kimse itiraz etmediğinde, o yorumun kabul gördüğü algısı oluşuyor. Bu algı, ikinciyi, üçüncüyü cesaretlendiriyor... Nihayetinde bir bakmışsınız, masa dolmuş. Pek ala ne yapmalı? Elbette ses çıkarmalı, itiraz etmeli… Çünkü itiraz, zinciri kırar. Stanford’un ünlü hapishane deneyi bile bunu gösterdi: Bir kişi kurallara uymayı reddettiğinde, sistem sarsılıyor. hakaret duyduğumuzda susuyorsak, o masadayız. “Ama ben öyle düşünmüyorum” demek yetmez. İşte tam bu noktada, Hz. Ali’yi hatırlamakta büyük yarar var. Ne diyordu; Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır…”
Unutmamamız gereken bir şey daha var… Tarih, niyetleri değil, sonuçları yargılar. Sonuç mu? O susanların masasında neyin ne olacağını kestiremezsiniz. Çünkü hoşgörüsüzlük, haksızlık-hukuksuzluk bir kez meşrulaştığında, durmaz. Sessiz kalan her kişi, o masaya bir Nazi daha ekler Ve o masa, bir gün hepimizle yüzleşebilir...
O masayı devirmek adına, ses yükseltme en anlamlı tavır olacaktır. Haksızlığa karşı, "utanın" diyebilmek birçok şeyi değiştirecektir.. Çünkü her itiraz, bir umut ışığı. Her cesaret, bir çocuğun gülümsemesidir. Bir dahaki sefere o masaya oturduğunuzda, hatırlayın: Sessiz kalan her gözyaşı, bir Nazi daha doğurur. Ve o gözyaşları, bir gün bizim çocuklarımızın yüzünde akabilir. Sessizlik, en acımasız katildir. Çünkü kurbanını, canlı canlı gömer. Bedelini ise, tarih değil, çocuklar-geleceğimiz öder.












