Kimi vakitler vardır, konuşmaz istersiniz, hatta avaz avaz bağırmak.. Ancak nefessiz kaldığınızı hissedersiniz..
Acılar çöreklenmiştir tepenize, gitmek bilmez; çıkış yolları hep kapalıdır, kimseyi görmez istemezsiniz...
Açmazlar, çıkmazlar art arda sıralanmış, resmigeçit yapar ya karşınızda...
Hepimiz yaşamışızdır böyle şeyleri… Hayatın içinde vardır, hep olacaktır bunlar...
İşte böyle günlerde, sığınacak liman bulmak kolay değildir... Ama elbet, umutsuzluğun da nihayetlendiği günler vardır...
Her yokuşun bir inişi mevcuttur..
İşte tam da ben bunları yazarken, geçmiş gönlerden kalan mail duruyor karşımda… Konuyla o kadar alakalı ki, sözü hiç uzatmadan sözlerle paylaşmak istiyorum:
Orta yaşlı ve fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle bir manava girer.
Dükkân sahibine mahcup bir şekilde Yaklaşır. Kocasının çok hasta oldugunu, çalışamaz duruma düstüğünü ve çocuklarıyla birlikte aç kaldıklarını, yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. Manav mahalleden aşina olduğu yüze ters bir şekilde bakarak derhal dükkânını terketmesini ister.
Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek, “Lütfen” der, “Paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyecegim…”
Manav, kredi açmasının mümkün olmadığını çünkü kendisini yeterince tanımadığını ve söylediklerini yapmasının mümkün olmadığını ifede eder.
O sırada dükkânın dışında bekleyen bir müsteri ikilinin arasında devam eden bu konusmayi dinlemektedir.
İçere girerek manava yaklaşır ve “Ben o kadının almak istediklerine kefilim.. Ver, parasını benden al” diye tartışmayı aralar.
-Ailesinin ihtiyaci olan seyleri ona ver.
Bunun üzerine manav çok isteksiz bir sekilde kadına döner ve “Bir alışveriş listen var mıydı?” diye sorar.
Kadın, "Evet " der.
Manav “Şimdi onu terazinin şu kefesine koy, Onun ağırlığınca diger kefeye istediklerinden koyacağım!” diye alaycı tonal tavrını ortaya koyar.
Kadın, bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kâğıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hâlâ öne eğiktir. Manavın ve diger müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür.
Manav müsteriye dönerek , kısık bir sesle, " İnanamıyorum... " der.
İnanılacak gibi de değildir...
Müsteri manava gülerken, manav çoktan diger kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile!
Diger kefe, yerinden bile kıpırdamamıştır...
Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini toplayarak, boynunu büküp kadına kadına verir.
Sonra, şaşkınlıkla üzerinde bir seyler çiziktirilmiş kağıdı eline alır ve okur.
Bir de bakar ki orda alışveriş listesi yoktur. Sadece bir dua yazılıdır..
"Allahım, neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum! "
Manav taş gibi bir sessizlige bürünmüştür.
Kadın, manava teşekkür ederek dükkândan ayrılır... Müsteri manavın eline parayı tutuştururken, “Her kuruşuna değidi”der. Daha sonra manav, terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür. Mesele şudur ki, duanın ne kadar ederi olduğunu yalnızca Allah bilir...













