Cahil, gafil karışımı türedi tiplerden çektiğini hiçbir şeyden çekmedi benim güzel ülkem.
“Zihin fukara olunca akıl ukala olurmuş,” sözünün toplumu ağır biçimde etkilediği, esaret altına aldığı saçma sapan türedi tiplerle uğraşmak durumundayız ne yazık ki!
Okumamış…
Düşünmemiş…
Sorgulamamış…
Bunlar bir tarafa, hatta bir konuyu derinlemesine kavramamış zihinler silsilesi düşünün ve karşınızda resmigeçit yapıyor...
İşte o zihin fakirleşince, içindeki boşluğu doldurmak için yeterliliği, yetkinliği olmayanlar bilgi sahibiymiş gibi ukalalaşıyor. Daha da kötüsü, bilgisizliğin verdiği o tuhaf-saçma cesaretle en yüksek perdeden ahkâm kesmeye başlıyor. En karmaşık meseleleri iki cümlede çözüyor, karşıdakini cahillikle suçluyor, en ufak eleştiriye “Sen kimsin ki?” diye parlıyor. Hiç kuşku yok ki, bu, çağımızın en yaygın hastalıklarından biri haline geldi. Sosyal mecra ise bu hastalığın en verimli tarlası. Birkaç video izlemiş, üç beş slogan ezberlemiş adam, ekonomi politikası üzerine nutuk atıyor. Bir kitabı baştan sona okumamış, ama “Bu yazar şöyle düşünüyormuş” diye kesin hükümler verebiliyor. Tarih bilmiyor, ama mabadından uydurduğu şeyleri gerçek diye konuşuyor. Bilimden haberi yok, ama bilimsel racon kesiyor... Zihni fukara olduğu için aklı ukala olmak zorunda kalıyor; zira susmak, cehaleti kabul etmek anlamına geliyor. Oysa bilmemek, ilmin yarısıdır. Gerçek bilgi ise tam tersi bir alçakgönüllülük getirir. Ne kadar çok bilirsen, ne kadar çok okur ve düşünürsen, o kadar çok “bilmediğinin olduğu gerçeğiyle yüzleşirsin. Bilginin sınırları genişledikçe, insanın kendi sınırlarını da daha net görür. Bu yüzden hakiki âlimler genellikle mütevazıdır. Çünkü bilirler ki, evrenin sonsuz karmaşıklığı karşısında insan aklının kapasitesi ne kadar sınırlıdır.
Tam burada durmak lazım; ukala olan ise tam tersine, çok az şey bilir ama her şeyi bildiğine inanır. Bilgisizliğin verdiği o saf cesaretle konuşur durur; tıpkı günümüzde yerden mantar bitercesine karşımıza çıkan örneklerde olduğu gibi… Bu durum sadece bireysel bir kusur değil, toplumsal bir tehlikedir de. Zihni fukara, aklı ukala tipler karar mekanizmalarına yaklaştığında, topluma mal olan hatalar doğar. “Ben bilirim, ben yaparım” havasıyla atılan adımlar, sonra milyonların sırtına yük olur. En tehlikelisi de şudur: Bu tipler eleştiriyi asla kaldırmaz. Çünkü eleştiri, onların kurduğu o incecik ukalalık kalesini sarsar. O kale yıkılırsa geriye sadece boş bir zihin kalacaktır. Namık Kemal’e atfedilen bu söz, aslında evrensel bir insan gerçeğini yakalıyor. Cahil cesur olur, çünkü korkacak bir şeyi yoktur; bilmediği için tehlikeyi de göremez. Bilgili ise temkinli olur, çünkü neyin ne kadar karmaşık olduğunu görmüştür. Çözüm basit ama zor: Okumak, düşünmek, dinlemek ve susmayı öğrenmek. Zihnimizi fakirlikten kurtarmak için sürekli beslemek. Herkesin her konuda konuşma hakkını savunmak güzel, ama her konuda “doğru” konuşma hakkını kendimizde görmemek daha güzel. Zihin zenginleşirse akıl da olgunlaşır.
Zihinsel fukaralık arttıkça, ukalalık, o boşluğu en berbat şekilde doldurmaya devam eder. Ne diyelim; Akıl fukara olunca, haliyle fikir de ukalalık zirve yapıyor.
Aman siz siz olun, bu devirde aklınıza mukayyet olun…













