Ülke yasta. Önce Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi, ardından Kahramanmaraş’ta 24 saat arayla yaşanan iki okul baskını ve bunun bilançosuyla derin bir şok yaşıyoruz.
Biri öğretmen, 8’i öğrenci hattan koparıldı, onlarca yaralı… Türkiye’nin hiçbir şekilde tanıklık etmediği bir durum ile karşı karşıyayız; müthiş bir sarsıntı…
Ve ardından bilinen açıklamalar;
Üzgünüz.
Çok üzgünüz.
Aşırı üzgünüz.
Birde kınama faslı var tabii ki;
Kınıyoruz.
Çok sert biçimde kınıyoruz.
En güçlü şekilde kınıyoruz.
Şu yukarıdaki durum anlatan kelimeler-cümleler siyasiler dâhil, herkesin dilinden dökülüverdi. Ya arkadaş, neyin kafasıdır bu? Yaşanan her toplumsal olay sonrası beylik ifadeler, içi boşaltılmış ucuzluk yüklü anlamını kaybetmiş teselli sözleri filan… Yıllardır aynı yerde patinaj yapıyoruz… Geçiniz artık bu koflukları…
Deprem, sel veya herhangi bir facia sonrası artık gına getiren cümleler silsilesi. Son iki olayda yine aynını gördük, tanıklık etmek zorunda kaldık. Nihayetinde sadede geldik, iki mahalle yine birbirine hücum etti, karşılıklı suçlamalar havada uçuştu filan. Yani kısır döndüğünün ağababası her gün olduğu gibi şiddetle vizyona girdi.
Doğal olarak sofralarımızın vazgeçilmezi eli çubuklu-çubuksuz herbokologlar anında ekrana üşüştü, anlattı, anlattı, anlattı. Aklıselime amenna ancak, boş-beleşler konuştu da konuştu. Üç-beş gün daha konuşuyor, sonra da her şey unutulur gider. Bakın aynısını yaşayacağız, şuraya not düşüyorum.
Testi kırıldı ya, herkes yol göstermeye başladı. Testi kırılmadan bu ve benzeri olaylara kafa yoran, yol gösteren, tehlikeyi işaretleyen var mı, el cevap; ne yazık ki yok…
Şimdi iki okul baskınıyla gündem alabora oldu ya aman Allah’ım, ver veriştir, say, sırala gitsin.
Çok net ifade edeyim; iktidarı da aynı tonda, muhalefeti de. Kuru söz kalabalığının içinde kaybolup giden bir siyasi anlayışın getirdiği yerdeyiz. Onu dedin, bunu dedinden öteye geçmeyen siyasetle, kısır döngüye girdiğimiz, geldiğimiz yerin adıdır bugün durduğumuz nokta.
İktidar ve muhalefet, günlük basit çekişmelerden toplumun evrildiği yönü fark edemedi, idrak etmekten uzaklaştı. Yalnızca siyaset mi sınıfta kaldı, bilim-bilimsellik üretmekle mükellef olan üniversiteler ve akademisyenler de görmedi, duymadı, bilmedi-bilemedi… Oysa okullarda yaşanan şu katliam ve toplumsal çürümüşlükle her bir yerimize sirayet eden vahamet hallerinin adım adım geldiğini anlamamak için kör olmak gerekirdi, herkes de mış gibi yaptı…
Yahu arkadaş, her şey bir tarafa, bu köşeden son üç yıl içinde toplumsal çürüme vehiddet-şiddete sarmalına dair en az 10 yazı paylaştım, tehlikeye dikkat çektim, girin arşive, ne dediğimi anlarsınız…
Bugün okullarda, yarın başka koşullarda veya kadın cinayetleriyle, başka türlü, başka biçimde karşımıza çıkabilecek trajik hadiselerin önüne geçmek istiyorsanız ve samimiyseniz, bu durumun bir milli mesele olduğunun altını çizerek yola koyulmak durumundasınız. Eğer siz meseleyi hala kolluk güçleriyle hal yoluna koyma derdine düşerseniz, bilin ki bir kez daha kaybeden tarafta olursunuz. Toplumsal yozlaşma ve çürüme bütün ihtişamıyla(!) karşımızda duruyor. Hem de uzunca bir zamandır. İnsanlar öfkeli. O yüzden geniş kapsamlı, kısa ve uzun vadeli programlar derhal hayata geçmeli, yasalar yapılmalı. Tekrar ediyorum bu işin seni, beni, iktidarı ya da muhalefeti yok… Hepimiz için bir adım atılmalı.
Aile, ekonomi, eğitim sistemi, sosyal medya, güvenlik ve en önemlisi adaletin gerçek manada temin-tesisini kapsayan, hatta bu havuzun genişletildiği, alanlarında yetkin akademisyenlerin hep birlikte çalışacağı; toplumu kapsayan, kucaklayan, rahatlatan, yasamanın da katkısıyla bir duruş ortaya koymak tek çıkar yol. Aksi halde bir arpa boyu yol gitme gibi şansa sahip değiliz.
Yol ayrımındayız, gerisini siz bilirsiniz!













