Eskiler bilir, bugün tatava, yarın arife… Anadolu kültüründe ve Kayseri’de arife günü öncesi tatava olarak adlandırılır. Bu sözcüğün kökü ‘terviye’den geliyor. Bayrama hazırlığın başlangıcı anlamını karşılıyor.
Tatava, arife, bayram derken, koskoca Ramazan ayı nihayetleniyor. Haliyle hazırlıklar başladı. Kimisi tatil peşinde, kimisi gelenek-görenek üzerinden hareket edecek. Bu dönemde karşımızda resmigeçit yapan aynı nakarat var: Bayramlar eskiden mi güzeldi, yoksa biz mi eskiden daha güzeldik, nerede o eski bayramlar?
El hak, doğrudur, eksi bayramlar yok, o günler mazi oldu… Bayram sabahı erkenden kalkmalar, yeni alınan kıyafetleri giymeler filan, dünyayı değiştirecek kadar büyük bir mutluluktu. Şimdi ise yalnızca nostaljik anı o günler… Son zamanlarda bayram, çoğu insan için tatil kaç gün, nereye gidersem bütçemi yormaz sorularının gölgesinde başlıyor. Oysa bayram aynı bayram. Takvimler bu zaman diliminde aynı günü gösteriyor, net olarak karşımızda duran ise bizlerin değiştiği, topu da taca attığı gerçeğidir.
Yaşam koşulları ve ritmi, değerlerin sıralaması, zamanın değeri örselene örselene bugünlere geldi. Eskiden bayram bir nirengi noktasıydı. Hayatın koşturmacası içinde nefes aldığımız, birbirimize gerçekten baktığımız, gerçekten dinlediğimiz birkaç günün daha ötesiydi. Büyük aile evinde herkes bir aradaydı; teyze, dayı, amca, yeğen, torun… Saatlerce çay içilir, hikâyeler anlatılır, eski fotoğraflar çıkarılır, küskünlükler o sofrada biterdi. Şimdi bayram bir on numara tatil oldu. Erken rezervasyon, yol trafiği, otel puanı, AVM indirimi… Bayramlaşmaysa 30 saniyelik WhatsApp mesajıyla bitiyor: “Bayramınız mübarek olsun
Attaya giden, biten, kaybedilen en büyük değerse, yüz yüze samimiyetin bizatihi kendisi… Eskiden komşuya tatlı tepsisi gider, yalnız yaşayan teyze unutulmazdı. Şimdi herkes kendi ekranında, kendi tıkırında... Paylaşım varsa bile maalesef ki o artık dijital… Fotoğraf paylaş, like al, bunu say sırala… Geçmişe dair özlenen bayramlarda işte bunlar yoktu… Paylaşımın en sahicisi, el uzatmak, kapıyı çalmak, içtenlikle ‘nasılsın’ diye sormak günleri toplumu terk edeli çok oldu… .En önemli toplumsal kayıp ise azla yetinmenin yerini, tüketim çağına bırakması ve bunun bir bayrak gibi yükselişini sürdürmesi…
Artık bayram heyecanı yerini strese, yorgunluğa bıraktı… Bugün kutuplaşma o kadar derin ki, bayram bile o yarıkları kapatamıyor. Siyasi görüş, ekonomik durum, sosyal medya kavgaları derken, affetme kültürü inceldi, kin tutma normalleşti. Ve buna benzer daha birçok neden var tabii ki… Pekâlâ suçlu kim? Şehirleşme, dijitalleşme, ekonomik kriz, bireyselleşme; yoksa hepsinden biraz mı? Bilemiyorum ama asıl suçlu belki de bizim tembelliğimiz. Telefonu kenara koymaya, kapıyı çalmaya üşendiğimiz, gerçekten nasılsın diye sormaktan imtina ettiğimiz için. Nihayetinde, bayramlar eskimedi ki… Biz eksildik, bayramın tadı da kaçtı.. Çünkü bayramı güzelleştiren ne eski zamanlar ne de eski eşyalar. Bayramı güzelleştiren, birbirimize ayırdığımız zamandır.
O zaman cümleten iyi bayramlar.













