Kaç zamandır yazmak istemiştim, tam yerine denk geldi.
Malum, dün, İstiklal Marşı’nın TBMM’de Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü idi.
Kutlamalar…
Anmalar…
Sloganik mesajlar vesaire…
Kurtuluş Savaşı günlerinde ortaya çıkan ve Türk milletine, bağımsızlığa, vatan toprağının kutsiyetine vurgu yapan milli marşımız, en büyük saygıyı hak etmektedir. 724 eser arasında TBMM’de ayakta alkışlanarak kabul edilen Mehmet Akif Ersoy’un muazzam sözleri her bir kelimeyle, hiç kuşku yok ki başlı başına sanat eseridir.
7 düvele karşı, imkânsızlıklar içinde yaşanılan savaş günlerinde Akif;
Bayrak-al sancak-vatan sonsuza kadar yaşayacaktır; son ocak sönmedikçe, son nefes verilmedikçe diyor…
Türk milleti ezelden beri hür yaşamış ve hür yaşayacaktır; bu, tarihî bir karakteristik duruş ve inançtır. Şehitlerin kanıyla sulanan vatan asla terk edilemez, dünyalar verilse bile satılmaz vurgusu yapıyor. Her türlü saygıyı hak eden milli marşımızda, tabii olarak meydan okuma, manevi direnç ve Allah'a olan güven de yer alıyor.
Hiç kuşkusuz, çok daha fazla detay var, lakin milli marşımız, hepimizin kırmızı çizgisidir ve ne kadar saygı duysak azdır. Fakat, futbol maçlarında o saygı yerle yeksan oluyor, hem de yıllardır. Süper Lig’de maçları, stattan ya da ekran başından izlerken lütfen dikkat kesilin; ne dediğimi daha net anlarsınız.
Belirli bir dönemdir uygulanan takımların yanında maç başlarken sahaya getirilen çocuklar var. Bunların çoğu da ‘hamili kart yakinimdir’ üzerinden yürüyen uygulama. Eş, dost, bürakrat, şu-bu gibi isimlerin akrabaları, yakınları filan… Her şehirde, her maçta görüyoruz bu çocukları… Ve ne zaman İstiklal Marşı okunmaya başlasa, yaşları çok farklılık arz eden bu çocukların önemli bir bölümü, kendi oyuncularının gol sevinci, ya da başka başka el kol hareketleri ile karşımıza geliyorlar. Ekrana çıktıklarını biliyorlar ya, Milli Marş mı okunuyor, O’na saygı duyulması mı gerekiyor, bunların hepsi umur dışı… Ne yazık ki, karşımızda bir ulusun en kıymetlisi olması gereken milli marşımıza saygısızlığın dik alası yapılıyor… Şimdi birileri itiraz edebilir, “Onlar daha çocuk” diye… İşte tam olarak problem de burada… Bu yaşta çocuklara, o milli bilinç verilmemişse, İstiklal Marşı okunurken, bu vatan topraklarını bize emanet etmek için savaşan, şehit olan, toprağa düşen ecdadımıza saygı duyulmaması halinde, o futbol maçlarının bile oynanacağı bir imkânın olmayacağı anlatılmamışsa, zaten kelimelerin bittiği yerdeyiz demektir.
Milli Marşımıza karşı çocukça olsa bile saygısızlığın önüne geçilmesi, geleceğimizi temsil eden bu evlatların şuurlanması adına, elbette, aile, anne-baba ve öğretmenlere büyük görev düşüyor. Yani İstiklal Marşı’na karşı saygısızlığın önüne geçilmesi adına bu görünteler ekranda olmamalı, statta kimse buna tanıklık etmemeli. Bu yanlıştan dönülmeli.
İki seçenek var; ya TFF bu çocukların sahaya çıkmasına cevaz veren uygulamadan vaz geçmeli, ya da çocukların İstiklal Marşı sırasında absürt hareketlerin yapılamayacağı anlatılarak, hal yoluna konulmalı bu konu…
Düşünün, herhangi bir zamanda-mekânda İstiklal Marşımıza karşı yapılan saygısızlık karşısında büyük öfke patlaması yaşamıyor muyuz? O halde değişik yaş gruplarında yer alan bu bizim çocuklarımıza, dimağlara, İstiklal Marşı’nın ne anlama geldiği, ne denli saygıyı hak ettiği tekrar tekrar anlatılmalı. Zira bugünün çocukları, yarının büyükleri… Eğer bunu anlatamıyorsak, zaten biz bittik demektir.
Bağımsızlık, vatan, millet, …
12 Mart 1921 tarihinde TBMM´de yapılan oylama sonucunda Mehmet Akif´in şiiri, İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir. Mehmet Akif Ersoy, verilen 500 liralık ödülü "Ben bu şiiri para için yazmadım." diyerek Türk ordusuna bağışlamıştır.
1921 yılında yapılan yarışmaya 724 eser katılmış ama Mehmet Akif Ersoy'un yazdığı eser, 12 Mart 1921′de TBMM'de İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir.













