Geleceğe dair çok bilinmeyenli günlerden geçtiğimiz aşikâr!
Şaşırmamak, beyin git-gelleri yaşamamak ne mümkün?
Çok bağıranın, çirkeflik yapanın, niza çıkaranların hükmettiği bir âlem işte.
Susmanın konuşmaktan daha iyi zannını içselleştirilenlerin dünyasında içinde “kapıldık gidiyoruz bahtın rüzgârına” döneminin tam orta yerinden geçiyoruz sessizce.
Bazen kelimeler kifayetsiz kalır ve şair “Anlatamıyorum” der ya… Sahiciliğin ta kendisidir işte…
Soldan sağa, yukarından aşağıya bulmaca çözer gibi yazmayalım da halimize pür melalimize ışık tutan dizeleri paylaşım ve öyle noktalayalım istedim bugünkü yazıyı:
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlûksun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!













