‘Yüksek Yalakalık Hattı’, hatırı sayılır zamandır iş başında.
Nerede bir güç varsa, orada konumlanan, sahibinin sesi olmaktan öte hiçbir fikri olmayan, yanlışa bile bile evet demekten imtina etmeyen tiplere maruz kalıyoruz.
Spordan siyasete hayatın her alanında, “Siz her şeyin iyisini bilirsiniz efendim” mottosunu alnının orta yerine yapıştırarak vücut bulan gevşekler, burnumuzun dibinde bitiveriyor, farkındasınız değil mi?
Vicdan, insaf, izan, edep, adap, nezaket, zarafet literatürden çıkmış, yıkama-yağmala modu sonuna kadar açık, yalamaktan dil pütürleşmiş ama onlar için ne gam… İki şak-şak ile işlerini çıkıştırıyorlar; ne kadar gerçek varsa üzerinde tepinerek, yalanı-talanı kutsayarak sütünün hükmünü işleme adına karşımızdalar. Her meslek gurubunda mevcut bunlardan… Haysiyet yerine, müptezelliği içselleştirmek ve bu yolda sınır tanımayanlara hayatın her alanında tanıklık etmek ne hazin değil mi?
Devir yalaklarla-salakların hegemonyasında esirken ve tam yerine gelmişken o meşhur padişah-dalkavuk anekdotunu paylaşalım biz de…
Padişahın biri, patlıcanı çok severmiş. Ne zaman; ‘Şu patlıcan musakkaya bir türlü doyamıyorum’ dese, dalkavuğu da;
‘Aman padişahım, siz söyleyince ağzımın suyu akıyor. Akşam olsa da yesek’ dermiş. Padişah imambayıldıdan söz edecek olsa;
‘Padişahım, şu imambayıldıyı icat edenin mekânı cennet olsun, nefis bir yemek. İnsan yemeye doyamıyor’ dermiş.
Padişah; karnıyarıktan, patlıcan dolmasından, kızartmasından, kebabından, patlıcan salatasından, turşusundan ve reçelinden söz ettikçe, dalkavuk da göklere çıkarırmış...
Gel zaman git zaman, padişah patlıcandan nefret etmiş. Sofraya değil yemeği, salatası, turşusu, tatlısı, patlıcanın (P) harfinin gelmesini bile yasaklamış.
‘Şu patlıcan musakkanın neresini beğenirler de yerler, bir türlü anlamıyorum’ dediğinde, dalkavuk da padişahın sözünü tamamlamış;
‘Aman padişahım, bu musakkanın yenilmesini yasaklamak lazım...’
Padişah, bir başka gün; ‘Bu insanlara hayret ediyorum. O kadar güzel salata çeşidi varken akşam yemeğinde tutup patlıcan salatası yiyorlar... Anlamak mümkün değil!’ dediğinde, dalkavuk sözünü kesercesine atılarak eklemiş:
‘Padişahım, bu insanlarda damak zevki diye bir şey yok. En iyisi, patlıcanın yetiştirilmesini yasaklamalı... Adını bile duymaktan nefret ediyorum...’
Bu konuşmaları tanıklık eden saray şurekasından biri dayanamamış ve padişahın olmadığı ortamda, dalkavuğa sormuş;
‘Yahu! Sen bir zamanlar patlıcanı metheder ve adeta göklere çıkartırdın. Şimdi ise patlıcanı ve yemeklerini kötülüyorsun. Nasıl olur da bu kadar değişebilirsin, hayret!’
Dalkavuk da hemen yanıtlamış;
Bak arkadaş… Ben patlıcanın değil, padişahın dalkavuğuyum. Anladın mı?’













