Şair diyor ya, “Beni bu güzel havalar mahvetti” diye… Aynıyla vaki bir durum var karşımızda; bizi de bu sıcaklar mahvetti…
Küresel iklim krizinin muazzam etkisiyle yanıyoruz, kavruluyoruz. Kuraklık kapıda.
Şu anda Kayseri’nin sorunu yok gibi görünüyor ama birçok ilde suya erişim, ciddi bir problem. Birileri zannediyor ki bu devran hep böyle dönecek. Tabiat ana diyor ki; yok öyle yağma…
Günümüz yerküresinde, karbondioksit, metan ve benzeri gazların atmosferde birikerek güneşten gelen ısıyı hapsederek yerküredeki sıcaklığın artmasına sebep teşkil etmesin başla, say sırala bitmez sıkıntıyla karşı karşıyayız.
Fosil yakıt kullanımı (Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların yakılması, en büyük sera gazı salım kaynağı olması)
Ormansızlaşma (Ormanların yok edilmesi, doğal karbon emici sistemin bozulmasına temel kaynağı)
Gübre kullanımı sebebiyle ortaya çıkan metan ve azot oksit gazlarının açığa çıkması.
Katı atık yönetimi.
Doğal faktörler ve daha birçok neden iklim krizinde başrolü oynuyor. Haliyle, buzulların erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesinden tutun da, tarım-su kaynaklarının azalması, okosistemin bozulması, kuraklık, sel, fırtına, sıcak hava dalgaları gibi ekstrem hava olaylarını beraberinde getiriyor.
Farkında mısınız bilemem ama yaşanabilir bir çevreden ve yaşam alanlarından göz göre göre uzaklaşıyoruz. Tüm bu yaşananların sebebi de biziz.
Gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke bırakmak istiyorsak, yapılması ve atılması gereken fevkalade önemli adımlar var ama kimsenin kulak kabarttığı, ilgilenmediği de bir gerçek. Oysa orta yerde duran bu kriz, bu kafayla nasıl aşılır bilemiyorum. Bildiğim tek şey varsa, bu vurdumduymazlık ile devam edersek, bizden ne köy olur, ne de kasaba…













