Bu ülke hamasetten çok çekti, çekmeye devam ediyor… Hamaset aslında en büyük korkaklık biçimidir, en büyük başarısı, gerçek sorunları görünmez kılmasıdır. Maliyeti sıfır, getirisini say sırala bitmez.
Yüksek Yalakalık Hattı da o işin eşlikçisiyse, dokunmayın keyfime durumları ortaya çıkar.
Kendileri, Türkiye’de siyasetin en eski ve en ucuz yakıtıdır hiç kuşkusuz ki…. Her seçim döneminde, her kriz anında, her televizyon tartışmasında bıktıran, usandıran aynı nakaratlar yüksek perdeden tekrar edilir… Enflasyon çift hanelerde raks ederken ‘dünyanın en büyük 10 ekonomisiyiz’ cümlesi kurulur. Genç işsizlik rekor kırarken ‘dünyanın en genç nüfusu bizde’ diye övünülür. Eğitim sistemi uluslararası testlerde dibe vururken bakın ne ala ve de ranayız diye diye göğüs gere gere poz verilir. Yani, rakamlar silkelenir, konuşulmaz, duygular konuşur. Rakamlar yalan söylemez ama hamaset yalanın en şık elbisesidir.
Asıl trajik olan ise hamasetin sadece iktidar dili olmaması. Muhalefet de aynı bataklıkta debeleniyor olmasını bir yerlere not etmek lazım. Kimisi ‘her şey eskisi gibi olsun’ hamasetiyle, kimisi ‘her şeyi biz düzelteceğiz’ hamasetiyle, kimisi de ‘dış mihraklar yine iş başında’ hamasetiyle sıklıkla sahneye çıkıyor. Sonuçta aynı nakarat farklı makamlarda ve enstrümanlarla çalınıyor: içerik yok, duygu ve ver coşkuyu halleri ise çok. Fark etmeyiz ama hamasetin en tehlikeli yanı, bizi aptallaştırması değil; bizi tembelleştirmesidir. Düşünmeyi, hesap sormayı, detaylı çözüm önermeyi erteletir. ‘Vatan sevgisi diye diye en temel haklarımızı pazarlık konusu yapmaya razı ederiz. “Birlik-beraberlik diye diye basit eleştirileri bile bölücülük diye yaftalarız. Kutsal değerler üzerinden toplumun her katmanına ayar veririz de, icraatta sıfır çekeriz…
Hatırlar mısınız bilemem ama bir ara “hamasetten kurtulmalıyız” diye nutuklar atılıyordu. Sonra o nutuklar da hamasetin bir türü haline geldi. Çünkü hamasetten şikâyet etmek bile artık ciddi bir tür hamaset performansı. “Bakın ben hamaset yapmıyorum” diyerek yapılan hamasetin en rafine hali bu. Pek âlâ çıkış yolu ne? Belki de en basit ve en zor olanı: somut konuşmak. Rakamla, veriyle, projeyle, maliyet-fayda hesabıyla konuşmak. “Şu kadar genç işsiz, şu kadar aile açlık sınırının altında, şu kadar öğretmen atanmayı bekliyor” dediğimizde duygusal coşku azalıyor ama gerçek başlıyor. Gerçek başladığı anda da hamasetin balonları sönüyor. Çünkü hamaset yüksek sesle söylenir ama sessizce iflas eder. Bizim coğrafyada “vatan sevgisi” üzerinden, vatanın çocuklarının en çok üzenler olması elbette tesadüf değil. Sevginin değil, sevgiyi pazarlamanın peşine düşerseniz, tablo budur. O yüzden artık şunu kabul etmenin vakti geldi:
Vatanı kurtarmak nutukla olmaz.
Vatanı kurtarmak hesapla, emekle, dürüstlükle, cesaretle olur.
Ve hamaset, ne yazık ki hiçbir milleti kurtarmamıştır. O kadar.













