Bundan bilmem kaç yıl önceydi; tam hatırlayamıyorum... Sanırım bir çeyrek yüzyıllık hadise… Şimdi düşününce belleğimde netleşiyor, konuşulanlar.
İkisi de orta yaş grubunun biraz üzeriydi...
“Yahu” dedi biri diğerine: “Biliyor musun, şu elektrik telleri, bizdeki gibi direklerde değil, yerin altından geçiyormuş Avrupa’da...”
Öbürü şaşkınlıkla, “İnanmam… şaka yapıyorsun herhalde” karşılığını vermişti..
Diyalog, aynen böyleydi..
Düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü muhabbeti yapmıyoruz elbette…
Hepi topu biraz nostalji üzerinden yürüyelim istedik bugün.
Yemeklerin gazocağında piştiği dönemler…
Bir piknik tüp için saatlerce kuyruk beklemeler...
Karaborsa yüklü yıllar…
Bir paket Maltepe sigarası için itiş-kakışlar…
Kimin nerde kuyruk bulursa sıraya geçtiği günler...
Yani şairin dediği gibi, “yolların bozuk, muslukların bozuk, adamların adam” olduğu, gündüzleri sütçümüz, geceleri bekçimizin varlığını hissettirdiği o zamanın ruhu zaman dilimlerinden esintiler aksettiriyorum sizlere...
Hadi canım nidalarıyla o günleri yaşamayan ve dudak bükenlerin yanı sıra, “Hakikaten be… Yahu ne günlerdi” diyerek iç geçirenlerin çoğunlukta olduğunu bilerek göndermeler yapıyorum tabii ki..
Atlamayalım, unutmayalım... Bir telefon görüşmesi için saatlerce beklemeler ve bin bir güçlükle gerçekleşen bağlantı sonrasında, “Alo Ankara çık aradan” lakırtısına karışan konuşmalar da işin cabasıydı o günlerde...
Çek ve senet kelimelerinin tedavülde olmadığı, Ahilik Kültürü yüklü esnafların var olduğu, düzenin içinde, sanki sihirli bir el geldi, bize dokundu da, bir gece tüm iyi ve güzel şeyler bu ülkeyi terk etti gitti...
Konya Ovası’nın tahıl ambarı, Mersin’in muz cenneti diye anlatıldığı hayat bilgisi kitaplarıyla büyürken, teknolojinin baş döndürücü hızını keşfettik…
Sonra baktık ki, Türkiye artık ithal muz ithal ediyor.. Buğdayı dışarıdan alıyor…
Zamanın acımasız potası içinde eriye eriye, teknolojik olarak o kadar çok şey kazandık ki, sırala sırala bitmez...
Lakin çeyrek yüzyıllık bu serüven içinde değişe değişe, dönüşe dönüşe bir şeyi unuttuk; kapıyı kapattık...
Ve insanlığı... Ve adamlığı... Ne yazık ki, kapattığımız o kapının önüne boş bir süt şişesi gibi bıraktık ve bir daha da ardımıza bile bakmadık!













