Ramazan’ı nihayetlendiriyoruz bugün… 11 ayın sultanı ile veda zamanındayız.
Bayram öncesindeyiz... arefedeyiz..
Salgınla birlikte hayatımıza giren tam kapanma ve kısıtlama günlerinde olmamıza karşın ağzımızın tadı yok ama yine de tatlı tatlı bir telaş var.
Zengininde-yoksulunda... Herkes, herşeye karşın bayram hesabı içinde... Çünkü bayram demek, biraz sevinç, biraz da umut değil midir?
Pandemiyle karışık buruk dönemin içinden geçsek bile, hangi yaş grubu olursa olsun, bayramlara dair yastıkaltı hikâyeleri mevcuttur, yaşanmıştır...
Hele ebeveynlerin anlattıkları;
“Biz eskiden” diye başlayıp giden uzunca cümlelere hepimiz tanık olmuşuzdur...
Siz ona eskiye özlem deyin...
Nostalji deyin...
Dahası, ne derseniz deyin, geçmişle-günümüz hep kıyas edilmiştir...
Yakınılan konu, bayramların tadının kaçtığıdır ve doğrudur...
Mesela benim de “Biz eskiden” diye başlayan ve eski bayramları konu eden büyüklerin kurduğu cümlelere karşı alerji duyduğum günleri hatırlıyorum...
Eskiden kızıyordum...
Son zamanlarda, o hikâyeleri severek, büyük iştahla dinliyorum...
Son bir yıldır yanan salgını mazeret olarak önümüze koymaz isek, özellikle dini bayramlarda yaşanan güzellikler tek tek rafa kalktı zaman içinde... Şimdi bayram deyince, otomatikman, “tatil” anlıyoruz, algılıyoruz vesselam...
Milli birliğin, dayanışmanın en güzel örneklerinin yaşandığı bayramlar yitti, gitti-gidiyor... İşte o “Biz eskiden” diye başlayan cümleler de, avcumuzun arasından kayıp, sırra kadem basan değerlere ait değil midir?
Diğer bir deyimle yokluğun, hiçliğin en derin ifadesidir ve net tavrıdır bugünlerde yaşadıklarımız, yaşamak zorunda bırakıldıklarımız.
Düne dair ne kadar, ağıt yaksak, sızlansak da, giden geri gelmiyor işte...
Düşünün bakalım; dünyanın salgın kıskacında kıvrandığı şu zaman dilimlerinde binbir bölünmüşlüğü yaşarken, milli dayanışmaya, ne çok özlüyoruz aslında... İçimizdeki tortusu kalan geniş aileli sevinçlerin tükenişe yöneldiği günlerin içinde, sevgiye, birliğe, dirliğe o denli ihtiyaç duyuyoruz ki oysa…
İnsanlığın meteryalist düzene kurban gittiğine bir kez daha tanık oluyoruz yaşayarak...
Artık, başımız sıkıştığında kimsenin yardımına koşacak komşusu yok...
Artık, adam gibi adamların yaşadığı dünyada nefes almıyoruz çünkü...
Artık, kahpeliğin, haysiyetsizliğin geçer akçe olduğu dönemi yaşamak zorundayız...
Artık, kötülüğün iyiliğe hükmettiği köşe başındayız...
Ve artık, tüm bunları kanıksadığımız bir bayramın eşiğindeyiz; yarın bayram...
Umudun, Kaf Dağı’ nın ardında kaldığı bayram...
Yine de bayramınız mübarek ola!
Yarın bayram...
Siz yine de erken kalkın çocuklar...













