Rezillik diz boyu, ahlaksızlık, hırsızlık aşikâr. Ancak bunu kendi mahallesi yaparsa aklama paklama derdine düşmüş bir taraf ile onu yerin dibine batırmaya çalışan karşı taraf.
Yeni dönem, yeni nesil anlayış bu. Herkes kendi mahallesindeki pisliği, bulaşıklığı tertemiz etme, karşı tarafta kusur arama derdine düşmüş. Öyle ya, vicdan ayaklar altına alınınca, fikir namusuna tecavüz etmekten kolay ne var?
Kardeşim, hırsızın, arsızın, namussuzun ve dahi ahlaksızın mahallesi mi olur?
Hırsız hırsızdır, ahlaksız ahlaksızdır; bu kadar basit ve net. Toplumu bir arada ve ayakta tutan temel değerlerin üzerinde zıpzıp zıplarsanız, ülkede adalet elden gider.
Bakın yıllardır aynı kısır döngüyü yaşıyoruz. Karşılıklı salvolarla algı üzerinden siyaset yapılıyor bu ülkede. Herkesin yol yürüdüğü taraf, kendisine göre pirüpak… Keşke, siyaseten, ticareten veya STK’lar üzerinden bir araya gelen insanlar kendi kapısının önünü süpürmeyi denese ama yok olmuyor…
Bildiğimiz şeyler; aynı hikâye, aynı terane… Sonra da oturuyoruz, “Yandık, öldük, bittik” diye ağlaşıyoruz.
Orta yerde şahsiyet diye devasa bir sorun yaşanıyor.
Kimseler içinde bulunduğu insanlar arasında defoluları görmek istemiyor ya da görüyor ama işine gelmiyor. Pislik mütemadiyen halının altına süpürülüyor.
İnsanlar kendisini bulundukları mahalle içinde güçlü hissettikçe, görmesi gerekenleri görmemekte, duyması gerekenleri ise duymamakta ısrar ediyor.
E bu vaziyete eşlik ede ede Türk toplumunun fabrika ayarları bozuldu. Kim haklı, kim haksız, hak getire… Kutuplaşmanın uzandığı nokta, “Ya bendensin, ya kara toprağın” durumlarına kadar geldi.
İnsanların bir bölümü sürü psikolojisinin içinde sorgulama ve düşünme yetilerini unuttu. Veya bilinçli olarak unutturuldu. Kim çok bağırırsa ve sesi gür çıkarsa haklı o…
Kepazelikler silsilesine bile bile onay veren kim varsa ve hangi mahalledeyse fark etmeksizin refleks ortaya koymadığımız sürece bu yolun sonu, çıkmaz ve açmaz olarak hepimizi bir yerimizden vuracak ama o zaman çok geç olacak.













