Teknoloji baş döndürücü bir biçimde gelişiyor. Hatta hızına yetişmek mümkün olmuyor. Buna rağmen giderek eksiliyoruz. Bir yanımız yarım kalıyor.
Sahi, öyle değil mi?
Bir şeyler var yarım kalan…
Eksikliği mütemadiyen hissedilen...
Maddenin ardına sığınıp kalıyoruz da haberimiz yok…
Oysa insan unsurunun olmadığı yerde teknoloji kaç para eder ki?
Ama biz enteresanlıkları ve çetrefilleri hayatımızda hep görmezden geliyoruz.
Hepi topu buyuz.. Toplumun önemli bir bölümü, al birini, vur ötekine örneğiyle o kadar özdeşleşiyor ki, pes doğrusu..
Mazeretleriniz cebinizde kalsın, yani biz, aynı bağın üzümüyüz.
Kimsenin kimseyi eleştirmesine gerek yok. Çünkü üç aşağı, beş yukarı birbirimize benziyoruz.
Eee.. O zaman niçin şikâyetçi olacağız ki...
Fevkaladenin fevkinde rezillik içinde yüzüyoruz..
Haa.. Bir yandan da teknoloji gelişiyor..
İyi de birader...
İnsan, dahası adam gibi adamların olmadığı yerlerde teknoloji ağzıyla kuş tutacak olsa ne yazar, olmasa ne yazar..
Her şey insan olduğumuz ölçüde değil midir?
Aynanın karşısına geçip, hiç öz eleştiri yaptınız mı?
Ne kadar varım.
Ne kadar insanım diye.
Yapmadıysanız bile… En azından bir kere deneyebilirsiniz...
Sonuç ne olursa olsun, çıkın boy aynasının karşısına.
Ve korkmayın!..
Ötesi, berisi, vesairesi yok...
insanın insana yaklaşımı, insanca olmalı!..
Olmalı diyoruz orada kalıyoruz...
Çünkü olmuyor...
Başaramıyoruz işte...
Güç olarak, imkân olarak, elinizde hiç bir şeyiniz olmayabilir...
Karşınızdakine insan olduğunuzu hatırlamanız bile çok şey demektir…
Hadi...
Üzerinde uzun uzun, saatlerce, günlerce düşünün...
Düşünün ve çözün...
Önce ‘nasıl biriyim’in cevabını vermekle başlamalı her şey.
Beceriksizliğimizi...
Başarısızlığımızı...
Kalpsizliğimizi...
Bilgisizliğimizi...
Kifayetsizliğimizi..
Hasetlerimizi...
Aklınıza gelen daha ne varsa listeye siz ilave edin...
Sonra kormadan, bunları kendinizle paylaşın; yüzleşin yani kendi kendinizle!
Sonuç olarak ne çıkacak sahi?.. Hatalarımızı kabul etmezsek... Eksiklerimizin farkına varmazsak... Yetersizliklerimizi, hatalarımızı, örtbas etmeye devam edersek, haksızlıkları “pas” geçme ruh halinde ısrar edersek, ne kadar insan olabiliriz...
Ama yok...
Biz hep bildiğimizi yaşarız...
Haksız olduğumuzda bile, haklılık çığlıkları atarak gündeme geliriz bir biçimde...
Güçsüzü ayaklar altına alır ezeriz de, güçlünün yanında yalakalıkların daniskasını sergileriz...
Bir de kendimizce cevap buluruz ruhumuzu tatmin etsin diye;
“Düzen böyle... Böyle gelmiş böyle gider... Bal tutan parmağını yalar..” diye...
Doğru… Düzen işte, düzen!
Hadi hep birlikte bir kez soralım o zaman:
Sahi biz ne kadar insanız?













