Erciyes Üniversitesi’nde yaşanan ve Kayseri’de derin izler bırakan ’kadın cinayeti’nin yankıları gündemi sarsmayı sürdürüyor. Neredeyse günde bir kadının cinayete kurban gittiği güzel ülkemde kısır siyasi çekişmelerden kimse başını kaldırıp ‘ne oluyor?’ bize diye sorma gereği duymuyor. Kastım elbette siyasi partiler ve temsilcileri.
Siyasi kulvarda yaşanan ölümüne sessizlik, fevkalade anlam yüklü bir açıklamayla nihayet son buldu. Yasak savma, toplumun gazını alma adına “Çok üzüldük, kahrolduk. Olayın takipçisiyiz” gibi sıradanlaşan açıklamaların yerine, somut, elle tutulur, hemen herkesin kabul edebileceği bir duruşa tanıklık ettik. MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, “Namus sözü” verdi ve devam etti:
“Şu veya bu sebeple kadınlara ve çocuklara karşı yapılan suçları kabul edebilmemiz asla mümkün değildir. Toplumda işlenen suçlara karşı verilen cezaların yetersiz olduğu algısı ne yazık ki kök salmaya başladı. Bu algıyı tersine çevirmek için mücadele etmek sizlerin oyuyla milletvekili seçilen şahsımın önce Kayseri’ye sonrasında tüm Türkiye’ye karşı namus borcudur. İtalya Devlet Başkanı Giorgia Meloni'nin kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçlarda en ağır cezanın verilmesi yönündeki teklifinin tüm İtalyan meclisi tarafından kabul edilerek yasalaştığını gördüm. Bu korkunç cinayetin yaşandığı Kayseri ilinin bir milletvekili olarak İtalya’da yasalaşan bu kanunun yani kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçlarda en ağır cezanın hiçbir indirim maddesi uygulanmadan kanunlaşabilmesi için önce bireysel olarak çalışma yapıp daha sonrasında ise yaptığım bu çalışmayı partimizin kıymetli lideri Sayın Devlet Bahçeli’ye sunarak bu yönde bir kanunun Türkiye’de çıkarılabilmesi için var gücümle çalışacağımı bilmenizi isterim…”
Bu açıklama, siyasal duruşu ne olursa olsun herkes tarafından kabul gören ve beklenen bir tavır…Kadın ve çocuğa yönelik hangi eylem varsa hiçbir indirime girmeden Ceza ve İnfaz Yasası içinde kuvvetli temeller üzerinde oturduğu taktirde, ciddi bir caydırıcılık biçimi ortaya çıkacaktır. Bu yeterli mi, elbette yetmez… Lakin ‘her türlü haltı yerim, 3-5 yıl yatar çıkarım’ algısının kırılması, muazzam bir önem arz ediyor. Sayın Ersoy’un atıfta bulunduğu Meloni Yasası olarak da bilinen yaptırımlar, suyun akışı tersine çevirebilir.
Ağır yaptırımlar ve ağır ceza, yeterli etkiyi sağlar mı başlı başına tartışma konusu. Ancak fevkaladenin fevkinde bir değişimin ilk somut adımı olması ve yapanın yaptığının yanına kâr kalmaması anlayışının ortaya çıkması, maganda kültürünün küllenmesine tabii olarak katkı verecektir. Bu yasayla birlikte, sosyolojik çürüme gibi derin bir derdimiz olduğu unutulmamalı, hasır altı edilmemeli… Toplumda ciddi travmaya sebep teşkil eden bu şiddetin önüne geçmek adına, Milli Eğitim ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından da bir dizi projeler geliştirerek uygulamaya konulması, en akılcı yol olur. Umarım Vekil Ersoy’un bu çalışmasına, bu iki bakanlık ve hükümetin içinden de katkı sağlanır da üçüncü dünya ülkelerine bile yakışmayan müptezel şiddet sarmalı günlerine eşlik etmekten kurtuluruz.
Siyaseten somut bir ses gelmesi ve Ersoy’un “Namus borcu sözünün ağırlığını bilen bir kardeşiniz olarak, bu uğurda vereceğimim mücadelenin azminden emin olun” ifadeleri paha biçilmez bir samimiyet içeriyor. Bu samimi ve içten tavra karşı, aynı yaklaşımı iktidar erkinden de bekliyoruz, vesselam!













