Türkiye’de Cezasızlık algısı yaygınlaşma eğiliminde. Bir toplumda suç işleyenlerin cezalandırılmayacağı ya da çok hafif ceza alacağı inancı yaygınlaşıyor. Bu algının, adalet sistemine duyulan güveni ciddi şekilde zedeleyeceği ve çok boyutlu olumsuz sonuçlar doğuracağı aşikâr.
Bu algı ile birlikte; “Nasılsa ceza almam, alsam da çok yatmam çıkarım” hissinin giderek yerleşik hal alması, suç oranlarının yüzdesine de yansıyor haliyle… Suç ve suça dair karşımıza çıkan cürümlerin fena halde artması ve buna paralel kurumlara olan güvenin zedelenmesiyle linç kültürü ve kendi adaletini sağlama refleksi sarmalıyla cebelleşmek zorunda kalıyoruz. Üzgünüm ama günümüzün gerçeği bu.
Bakın, cezasızlık algısı toplumun tüm katmanlarına sirayet ettiğinde geri dönülmesi çok zor bir yol karşılar hepimizi… O yolda yani cezasızlık algısının hüküm sürdüğü düzenin içinde zorlu bir kısır döngüyü hayatın merkezinden çıkarabilmek, sanıldığı gibi kolay kolay hal yoluna konulamaz… İşte bu sebeple illa ki, adalete güvenin temini ve tesisi amasız-lakinsiz mutlaka ve kesinlikle sağlanmak zorunda…
Ülkemizde karşımıza çıkan en berrak gerçek, yani yargı bağımsızlığı sorunu teknik olmaktan çok öte, iradesidir ve insanlar, “Adalet olsun da isterse kıyamet kopsun,” anlayışının egemenliğini istemektedirler… Zira adalet geciktikçe kıyamet zaten kopuyor.
Bir kadın daha bıçaklanıyor, dosyası “iyi hal” diye üç-beş yıla iniyor.
Bir çocuk istismara uğruyor, sanık kravat taktı diye indirim alıyor.
Bir gazeteci, bir akademisyen, bir genç tweet attı diye yıllarca içerde tutuluyor.
Bir yolsuzluk dosyası “devlet sırrıdır” diye kapatılıyor.
Ve her kapanan dosya, her indirilen ceza, her “affedilen” suç, toplumun içinde küçük küçük kıyametler kopartıyor. Kıyamet dediğin illa gökten taş yağması değil.
Kıyamet, insanların birbirine güveninin bitmesidir.
Kıyamet, “nasıl olsa ceza almaz” diye düşünen magandanın tetiği çekmesidir.
Kıyamet, babasının “adalet yok oğlum” dediği için gencecik bir insanın umudunun ölmesidir.
Biz adaleti erteledikçe kıyamet zaten kapımıza dayanıyor. Adalet mülkün temelidir, evet.
Ama adaletsizlik mülkü çürüten kanserdir.
Kanser tedavi edilmezse vücut çöker.
Toplum da öyle .O yüzden bırakın kopsun kıyamet.
Bırakın eski düzen, eski alışkanlıklar, eski torpiller, eski “devletin bekası” masalları yıkılsın.
Yeter ki adalet ayağa kalksın. Bir gün gelecek, bir anne çocuğuna “adalet var” diyebilecek.
Bir gün gelecek, zengin-fakir, güçlü-güçsüz fark etmeksizin herkes aynı mahkemede aynı cezayı görecek.
Bir gün gelecek, hâkim karar verirken dosyaya değil, talimata bakmayacak. O gün kıyamet kopmuş olmayacak.
O gün kıyamet bitecek. Adalet olsun da… İsterse kıyamet kopsun.
Zaten adaletsizliğin devam ettiği bir dünyada kıyamet çoktan kopmuş demektir ama neyse… Unutma, unutturma; adaletin olduğu yerde kıyamet zaten kopamaz.













