İnsanlar bir keman teli kadar gergin; yolda, otobüste, çarşıda, pazarda, trafikte fark etmez, bakın onlara ne dediğimi anlarsınız.
Aklınıza ne ve neresi gelirse gelsin öfke tavan yapmış, had safhaya ulaşmış… Tahammül sınırları ise çoktan iğdiş edilmiş… Tedirgin yüzler, gözler adeta resmi geçit yapıyor karşımızda.
Pandemi sorunsalı insanları bambaşka bir boyuta taşıdı; taşımaya da devam ediyor.
Ürkek, çekingen, şüpheci ve bununla birlikte panik atak halleri ile karşı karşıyayız.
Şunu açık ve net biçimde ifade etmekte yarar var:
Yaşanan öfke patlamalarında, gerginliklerde ve tedirginliklerde, suçu insanların üstüne boca ederek bir kenara çekilmek, sanırım çok aptalca bir yaklaşım olur.
Mesele, pandeminin psikolojik boyutu.
Kovit-19 küresel salgınının insanlarda bıraktığı acı tortudan bahsediyoruz elbette.
Bir tarafta bulaşa karşı mücadele, diğer taraftan toplumsal kısıtlamanın getirdiği, toplumsal buhran... Siz buna bir de ekonomik sarsıntıyı ilave ettiğinizde; tabloyu, karşınıza çıkan fotoğrafı kolayca görmeniz mümkün.
Zor zamanlardan geçiyoruz.
Melun ve meşum virüsün bulaşma korkusu… Alışılagelmiş yaşam biçimini unutarak, özgürlüklerden taviz vererek yaşama zorunluluğunun olumsuz getirisi… Bunlarla birlikte, ceplerde yaşanan yangını ilave ettiğinizde orta yere dökülüveren manzara, elbette iç karartan bir yöne doğru sürüklüyor sizi, bizi, doğrusu hepimizi…
En sinir bozucu mesele ise, sanırım bilinmezlik. Kontrollü yeni normal hayat diye ifade edilse de tam karşılık bulmayan salgın günleri negatif yansımalarının içinden geçerken, gelecek endişesi ruhsal anlamda kuvvetle sarsıyor tüm insanlığı. Herkes payına düşenden nasibini alıyor. Çaresizlik ve endişe bir araya gelince, ister istemez öfke bulutlarının bıraktığı sağanak, kimseye kaçacak yer bırakmıyor.
Dün ziyaretime gelen iki meslektaşımla buna benzer konuları enine, boyuna konuştuk, fikir birliğine vardık…
Şimdi diyenler olacaktır ki: iyi de kardeşim, çözüm ne çözüm…
Valla dünyada bugüne kadar bitmeyen salgın yok. Bu da geçecek elbette.
Şu sıralar bize düşen, elimizden geldiğince vücut ve ruh sağlığımızı korumaya çalışmak.
Tıpkı cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın dediği gibi:
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.













