Evlerden bir çıktık, pir çıktık.
Kayseri’nin dünü, tam deyimiyle ana-baba günü idi. 17 günlük kısıtlamayla sıkışıp kalan insanlar, hem araç, hem de insan trafiğinde rekor kırdı.
Her yer kalabalık ötesi.
Banka önleri, PTT şubeleri, pastaneler, postaneler, restoran, lokanta… Aklınıza neresi gelirse yani, insan seli eşliğinde uzun uzadıya kuyruklar…
Tam kapanma ile birlikte 60 binlerden 10 bin seviyeye gelen vaka sayısı eğer dün itibariyle bir günde artmadıysa ne mutlu…
Öyle bir durum ile karşı karşıyayız ki, kime sorsanız haklı.
Fatura gelmiş, yatırılacak.
Para kalmamış banka önünde ATM’ye hücum.
Taşıt trafiği almış başını gitmiş, ucu bucağı yok.
Eminim ki, herkes fazlasıyla ve ötesiyle tanıklık etti şu saydığım sıraladığım durumlara. Kayseri adına, muazzam kalabalıklar silsilesinin geçit vermediği manzaralar ile karşı karşıya kaldık.
Beklenmeyen değil, tam aksine beklenen bir durumdu.
Hani aşağı tükürsem sakal; yukarı tükürsem bıyık durumları vardır ya, bizatihi kendisini yaşadık.
İstisnaları bir kenara bırakırsak, bir yanda salgın, öbür tarafta ekonomi, yani hayat ile memat arasında sıkışan hayatlar.
Bu durumda kimi suçlayacaksınız… Ödemesi olduğu için fatura kuyruğuna giren vatandaşı mı, yoksa her şeyin üst üste, alt alta gelmesine sebep olan karar mekanizmasını mı?
Buyurun, söz sizin…
İşin hasılası, biz ne açılmayı becerebiliyoruz, ne den kapanmayı…
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete durumlarının tam da orta yerinden geçiyoruz.
Ve yalnızca umut edebiliyoruz; diliyoruz ve temennimiz odur ki, benzeri şeyler bir kez daha yaşanmasın













