Ülkenin onca sorunu içinde, şu sıralar vızır vızır anketler yayınlanıyor, hatta havada uçuşuyor.
Ekonomik sıkıntılar, CHP eksenli operasyonlar, yeni anayasa tartışmaları ve Terörsüz Türkiye ekseni üzerinden yürüyen Türkiye gündeminde, bir de nur topu gibi anketlerimiz var. Tek tek sayamadım ama her ay harala gürele siyasi partilerin oy oranları ve diğer konularda sözde vatandaşın nabzı tutuluyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bana hiç inandırıcı gelmiyor. Zira ortaya çıkan rakamlar arasında uçurumlar var…
Elbette biliyoruz, siyasi atmosferin nabzını tutmak için başvurulan en yaygın araçlardan biri kamuoyu anketlerinin olduğunu… Ancak son dönemde farklı araştırma şirketlerinin yayınladığı sonuçlar arasında uçurumlar oluştu. Aynı dönemde yapılan anketlerde bir partinin oy oranı bir firmaya göre yüzde 35, diğerine göre yüzde 28 çıkabiliyor. Bu farklılığı sadece teknik detaylarla açıklamak mümkün mü, yoksa daha derin bir sorunsal mı var?
Yukarıdaki sorunun üzerinde ciddi manada durmak gerekiyor. Zira bu denli farklı puanların boca edilmesini makul biçimde neyle izah etmek gerekiyor? Bakın şimdi anket firmalarının örneklem büyüklüğü, saha çalışmasının yapıldığı tarih, kararsız seçmenlerin dağıtım yöntemi gibi teknik farklılıklar elbette sonuçları etkiler. Ancak bu kadar büyük sapmalar, sadece metodolojiyle açıklanamaz. Bazı firmaların siyasi eğilimleri, finansal destekçileri ya da kamuoyunu yönlendirme amacı taşıyan stratejileri de göz ardı edilmemeli diye düşünüyorum…
Bir araştırmanın son anketine göre AK Parti yüzde 33,6 oy alırken CHP yüzde 27,3’te kalıyor. Diğerinde ise CHP Yüzde 40’ı buluyor, AK Parti yüzde 34’te kalıyor. Aynı dönemde başka bir çalışmada bu fark %1’in altına iniyor. MHP 8-10 bandını da görüyor, 4.5-5 civarını da.. İYİ Parti’de öyle… Bu kadar zıt sonuçlar, seçmenin kafasını karıştırmakla kalmıyor, anketlere olan güveni de sarsıyor elbette. Seçmen şu sıralar ‘hangi anket doğruyu söylüyor?’ sorusunu sormaktan yoruldu.
Tüm bu anketler gözümüzün önünden resmi geçit yaparken, tabii olarak bazı medya kuruluşları da yalnızca kendi siyasi çizgilerine uygun anketleri manşete taşıyor. Bu da kamuoyunun tek bir perspektife maruz kalmasına neden oluyor. Anketler, bilgi vermek yerine algı yaratma aracına dönüşüyor. Bu durum, demokrasinin en temel unsurlarından biri olan sağlıklı bilgiye erişim hakkını zedelerken, inandırıcılık ise yerlerde sürüyor.
Bu anket işleri böyle gitmez. Bakın görün zamanla ciddi kavga kaynağı oluşturur… Islah şart yani. Bunun için de, anket firmalarının metodolojilerini şeffaf şekilde açıklaması zorunlu hale getirilmeli. Bağımsız denetim mekanizmaları oluşturulmalı. Medya, farklı kaynaklardan gelen verileri dengeli biçimde sunmalı.
Anlatmaya çalıştığımız şey şu; anketler demokrasinin pusulası olmaktan çıkıp, siyasi rüzgârlarla savrulan yapraklara dönüşmemeli. Gerçekleri ararken, rakamların arkasındaki niyetleri de sorgulamak şart. Aksi takdirde bu gidilen yol çıkmaz sokağın bizatihi kendisidir.













