Dünyada eğitime en çok ara veren ülkeler arasında zirvedeyiz.
Bugün ise, sil-baştan başlıyoruz. 2021-2022 eğitim öğretim yılında ders zili çalıyor ama bir yandan da tedirginlikler var.
Öğrenciler…
Öğretmenler…
Haliyle veliler…
Akıllarda bir acaba sorusu ile güne başlanacak eminim. Konu buraya gelmişken, düşüncemi net biçimde ifade etmem gerekli; eğitim-öğretim mutlaka devam etmeli. Zira 18 aydır büyük ölçüde kapalı kalan ve yüz yüze eğitim alamayan öğrenciler nedeniyle kayıp nesiller tehlikesi ile karşı karşıyayız…
Tabii ki bu eğitim öğretim, “Karar aldık, haydi hurra sınıflara” şeklinde olmamalı.
Pandemide 4. Pik yaşanırken ve vaka sayıları günlük 20 bin civarında seyrederken, oluşacak riski minimuma indirmek adına umarım gerekenler yapılmıştır.
Henüz kısa bir süre önce Ziya Selçuk’un görevden affını istemesinin ardından Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan Mahmut Özer’in açıklamaları veliler ve öğrencilerin yüreğine su serpti mi bilinmez ama orta yerde görünen en büyük sorun, kalabalık sınıf mevcutları.
Biliyoruz ki, birçok okulda mevcut sınıflar 40 ve üzeri öğrenci gruplarından oluşuyor.
Tam bu noktada yalnızca iktidar erkinin aldığı tedbirlere bel bağlamak, yanlışların yanlışı olur. Palyatif pansumanlar yerine, kontrol mekanizmasının çatır çatır işlediği bir düzen içine girilmezse, yine yeniden aynı terane kaçınılmaz olur.
Burada paydaşlara da büyük görevler düşecek. Yalnızca öğretmen ve öğrenciler değil; velilerden başlamak kaydıyla, servis şoförlerine uzanan silsilenin içinde kim varsa, hijyen kuralları başta olmak üzere, maske, mesafe gibi olmazsa olmazlar konusun azami özen göstermek zorunda.
Bakın bugünkü manşet haberimizde, yeni öğretim yılına dair bilim kurulu eksenli önemli saptamalar var. Eğer özenli davranırsak, eğitim kesintiye uğramaz. Lakin işi savsaklarsak, sıkıntılı günler kapı gibi hazır kıta karşımızda.
Aç kapat, aç kapat derken bugünlere geldik. Aynı tekerrüre düşmemek adına sorumluluk hepimizin.
Sağlıkla, kazasız belasız bir eğitim-öğretim yılımız olsun.













