Şiddet tırmanıyor; her köşe başında karşımızda.
Bırakın insana, kadına demeyi, hayvanlara bile akıl almaz şiddet uygulanıyor bu ülkede.
Öfke bulutları… Öfke nöbetleri… Derken günlük trafikte yaşanan rutin öfke nöbetlerini bile kavgadan, şiddetten saymıyoruz; o hale geldik yani.
Bir de yan baktın gibi sırf bize özgü bir kavga türü var ki, sormayın gitsin…
Sadede gelirsek, bakın mesela, dün ve bugün Kayseri’ye…
Akraba arası bir miras kavgasında güpegündüz şehrin göbeğinde üç insan canıyla bedel ödedi.
Sonrasında gencecik bir insan, sporcu… Aldığı bıçak darbeleriyle hayatını yitirdi… Bahsi geçen şiddet olayları hepimizin gelip geçtiği yolda, caddede yaşandı.
Çevrenize dikkatlice bakın, potansiyel kavga gürültü hazır kıta bekliyor.
İnsanlar huzursuz…
İnsanlar mutsuz…
Tamam, pandeminin götürüsü…
Tamam, ekonomik sebepler…
Bunları biliyoruz ama toplumsal olarak ruh sağlığımızın sağlıklı bir seviyede olmadığı da açık ve aşikâr bir biçimde her gün karşımıza çıkıyor.
Çağın getirisi midir, götürüsü müdür karar sizin ama çok başka bir yöne doğru resmen savruluyoruz, farkında mısınız?
Değişe-dönüşe karanlık dehlizlere doğru son sürat yol alıyoruz ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz. Oysa şiddet, her an herkesin kapısını çalmak için hazır bekliyor.
Amiyane tabirle anlatırsak, hiddetle kalkıyoruz, şiddetle yatıyoruz; üzgünüm ama durum bu.
Gidişat nereye, bu koşullarda kestirmek sahiden güç.
Yol yakınken, söylememiz gerekenleri ifade edelim: Üniversiteler, akademisyenler, bilim insanları iktidar erki iş birliği ile acilen ve hemen atılması gereken adımlar olmalı. Yoksa yarınki tüh ve vah durumları, yanımıza kâr kalır.













