Yorgunuz, tenimiz esmer
İçimizde mağrur bir hüzün
Yaralarımız var eczası olmayan vurgunlar
Bir vaveyla kadar dokunsanız ağlamaklıyız
Şair böyle derken, bugünlere anlatmıyordu elbette. Fakat şu sıralar yaşananla ne de güzel örtüşüyor dizeler.
Buhran ve katastrof dört bir yanı sarmışken…
Toplumsal gerginlik had safhaya ulaşmışken…
Art arda şiddet ve cinnet haberleri yayılırken…
Doğal olarak herkesin beklentisi küresel salgının bir ön önce nihayetlenmesi.
En az pandemi kadar önem arz eden başka bir nokta daha var. Her halükarda burun kıvırılan, yok sayılmaya çalışılan, görmezden gelinin haberler, medyada bir biçimde sümen altı edilir bu ülkede.
Ben buna gerçekleri görmezden gelme histerisi diyorum…
Yaşıyoruz, görüyoruz tanıklık ediyoruz. Bir yıllık süreyi kapsayan salgın günlerinin son zamanlarda psikolojik sorunlar zirve yaptı. Bununla birlikte istemediğiniz kadar vaka söz konusu. Hemen her gün yaşananlar belki gündem teşkil etmiyor ama gidişatın sağlıklı bir noktaya olmadığı kesin.
Sümen altı dedik ya… Bakın birkaç gün önce, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, koronavirüs (Covid-19) pandemisi nedeniyle oluşan ‘kitlesel travmanın’ İkinci Dünya Savaşı'ndan daha yoğun olduğunu belirtti. Ghebreyesus, “İkinci Dünya Savaşı'nın ardından çok sayıda hayatın etkilenmesi nedeniyle dünya kitlesel travma yaşadı. Koronavirüs pandemisinde ise daha fazla hayat etkilendi” ifadelerini kullandı. Ghebreyesus, pandeminin ruh sağlığı üzerindeki etkisinin uzun yıllar boyunca süreceğini de sözlerine ekledi.
DSÖ’den epidemiyolog Maria Van Kerkhove da insanların ruh sağlığının öncelikli olması gerektiğine vurgu yaparak, pandeminin uzun vadede insanlık üzerinde psikolojik açıdan önemli etkisinin olacağı konusunda uyarıda bulundu.
Uyarı çok ancak dinleyen, tedbir alan kimse yok. Oysa insanlar fokur fokur kaynayan kazan misali taştı, taşacak.
Farkında mısınız bilemem ama gidişat iyi bir noktaya değil.
Ve galiba kimsenin de umurunda değil!













