Erzurum maçı neyse, kopyala yapıştır Ankaragücü’de odur…
Kayserispor’un art arda oynadığı iki 90 dakikayı “al birini vur ötekine” diye nitelemek pekâlâ mümkün.
Kısa kısa hatırlatalım…
Düşme potasında rakiplerinizden biri Erzurum’da deplasmanda oynuyorsunuz; dakika 34, Yaw Ackah gördüğü kırmızı kartla takımını bir kişi eksik bırakıyor… Sahada tam 56 dakika bir kişi fazlasınız ve karşılaşma 1-1 eşitlikle bitiyor...
Dönüyoruz Ankaragücü’ne, bu kez Michal Pazdan 25. dakikada yaptığı sert hareketin bedelini ödüyor ve sahayı terk etmek durumunda kalıyor. Sonuç; golsüz eşitlik. İşte sıkıntı tam burada başlıyor. Hayatiyet arz eden iki karşılaşmada şans kapıyı çalmasına rağmen, Kayserispor iki kez büyük ikramiyeyi elinin tersiyle itiyor.
Bakın buradan bilmem kaçıncı kez yazalım. Kayserispor’un net bir 9 numarası yani santrforu yok. Şimdi diyeceksiniz ki, Lucassen var ya… Var var olmasına da, evde yok, elde yok… Yani al Kanga’yı vur Lucassen’e değişen bir şey bulamazsınız, bulamadık da… Kimse bana Maglica filan demesin, zira bu oyuncu direkt 9 numara filan değil, geçiniz…
Kanga kadro dışı… Alibec sakat, elimizde bunlar var… Elinizde bunlar varsa sizin işiniz biraz da Allah’a kalmış demektir. Şu saydığımız üç santrfordan sezon başından beri sağlanan gol katkısı nedir, konuyu kamuoyunun takdirine bırakalım en iyisi…
Farkındaysanız, oynanan futboldan bahsetmiyorum bile. Zira bu takımın sıkıntısı, kadro mühendisliğinin yetersizliğidir. Yeri gelmişken onu da anlatalım iki satır. Alibec ve Kanga varken, bu köşeden hücumun merkezine nokta bir atış diye yol göstermemize karşın, bu işi bildiğini iddia edenler ne yaptı, iki sağ bek olmasına yetmiyormuş gibi üçüncüsünü getirdi. Lopez, Kvrzic yetmedi, Ramazan Civelek takviyesi yapıldı. Eminim, esame listesinde üç sağ beki bulunan Kayserispor’u rakipleri kıskanıyordur(!) Şimdi birileri çıkıp bunlar sağ ön, yani ön tarafta da oynayabiliyor demesin, şuraya külahımı bırakıyorum ona anlatsınlar. Şu hadise bile, iş bilmezliğin dışa vurumunun bizatihi ta kendisidir… Bu arada beklerin kalitesine filan itirazım yok. Özellikle Ramazan, takip ettiğim ve beğendiğim bir isim.
Mesele şu: Bu saçma sapan işleri elbette birileri futbolu bildiğini söyleyerek yapıyordur. Fakat güneşi balçıkla sıvayamazsınız. Yukarı satırlarda örneğiyle anlattığımız, gerçeğin bizatihi kendisidir. Bunları söyleyip, kenara çekilecek değiliz elbette. Yapılması gerekenleri, çözüm yollarını da yazacağız. Basit bir şekilde.
-Bir puan önemli.
-Kazanamadık ama kaybetmedik.
Buna benzer cümleler kurulmaya başlandığında, tehlike çanları çalıyor demektir; tecrübeyle sabittir, onun için ifade etme gereği duydum... Eğer takım psikolojik kırılma noktasına sürüklenirse (oraya yakın bir noktada duruyor şimdilik) sıkıntının önünü almak sanıldığı kadar kolay bir iş değil.
Artık bu saatten sonra teknik direktör Dan Petrescu ve yönetim kuruluna büyük iş düşüyor. Rumen Hoca, elindeki malzemeyi dikkatle bir kez daha inceleyerek, oyun formatı içinde yapacağı değişiklikleri masaya yatırmalı ve hafta içinde de tesislerde öğrencilerine bunu anlatmalı. Özellikle beklerin hücuma katkısı, sağ ve sol ön oyuncularının daha fazla içeri kat ederek gol yollarında efektif hale gelmesi gibi. Yani yaratıcı 10 numara eksikliği ve 9 numara sorununu ortadan kaldırmak için çok daha fazla kafa yormalı Dan Petrescu Hoca…
Geçen sezon yaşanan ve tombaladan dönülen Lig’de, düşmenin ne olduğunu yöneticiler iyi bilir. Onlar da tesislerde biraz daha fazla mesai harcamalı, farklı bir hava estirmeli. Yoksa yaşam koçu, fal baktırma işleri filan derken, birçok şey için çok geç olur demedi demeyin.
Farkındaysanız, iki maç üzerinde oynanan futbola değinmedim. Zira eldeki malzeme bu… Bu malzemeden daha fazla verim nasıl alınabilir, tam olarak anlatmaya çalıştığımız şey de bu. Geride kalan haftaları iyi değerlendirmek ve korkulu rüya görmemek adına el birliği ile atılacak adımları anlatmaya çalıştık, gerisini sizin bileceğiniz iş. Biz yol yakınken uyardık.













