İktidar, yeni vergi paketi üzerinde çalışıyor. Kol saatinden tutun da, araç alım satımı, noterdeki devir işlemleri filan derken hayatın birçok alanını kapsıyor bu yeni vergi paketi…
Mesele bunlardan en çok konuşulanı, 100 bin TL üzerinde limiti olan kredi kartlarından yıllık 750 TL alınması… Milli Savunma Sanayi için böyle bir kaynak oluşturulmak amaçlanıyor. Limitiniz 100 bin üzeriyse, 750 TL’lik ödeme öngörülüyor. Diğer vergi kalemleri çok tartışılmasa bile, bu kredi kartı işi aldı başını gidiyor. Ekonomistler, hukukçular ne ararsanız koro halinde itiraz söz konusu… Kol saati ve diğer vergi dilimlerine filan çok fazla takılan yok… Varsa yoksa kredi kartı ve 750 TL…
Yeri gelmişken söylemek lazım. Henüz bu yeni vergi ayarı TBMM’den geçmedi ve yasalaşmadı. AK Parti adına Abdullah Güler bir açıklama yaptı ve kenara çekildi. İktidar her zaman olduğu gibi kenardan olup biteni ve tepkileri izliyor. Bu arada tartışmalar öyle noktaya geldi ki, “O 750 lirayı ödemeyen haindir”e kadar geldi iş…
Anlaşılan, önümüz arkamız, sağımız solumuz vergi olacak… Tasarı hele Meclis’e gelsin, kim bilir daha ne ayrıntılar çıkacak görürüz. Yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki, vatandaştan istenen, tavşanın suyunun, suyunun, suyu vergisi… Tıpkı Nasreddin Hoca fıkrası gibi bur durum var ortada yani. Allah sonumuzu hayır etsin diyelim ve o meşhur hikâyeyi paylaşalım sizlerle:
Köylünün biri Nasreddin Hoca'ya bir tavşan getirir. Hoca, buna memnun olur ve köylüyü elinden geldiği kadar yedirir, içirir.
Bir hafta sonra aynı adam yine gelir; Hoca tanıyamaz.
– Geçen hafta size tavşan getiren köylüyüm, der.
Hoca yine güler yüz gösterip çorba çıkarır:
– Tavşan suyundan çorbaya buyurun! diye de ufak bir laf dokundurur.
Aradan birkaç gün geçer, üç köylü gelip hocaya misafir olmak isterler. Hoca:
– Siz kimlersiniz, diye sorar.
– Tavşan getiren köylünün komşusuyuz, derler.
Hoca, la havle çeke çeke bunlara da çorba çıkarır, misafir eder.
Ne var ki, bir hafta sonra yine birkaç kişi gelir. Hoca, bunlara kim olduklarını sorar.
– Tavşanı getirenin komşusunun komşusuyuz, derler.
Hoca bozulur. Ama belli etmez. Misafirlere:
– Hoş geldiniz, der.
Ancak, ortalık kararmadan yemek olarak önlerine bir tas su getirir. Köylüler tasa şaşkın şaşkın baktıktan sonra, bunun ne olduğunu sorarlar.
Hoca, yapılan bir iyiliği istismar eden bu insanlara, gereken dersi şu sözlerle verir.
– Ne olacak, bu da tavşanın suyunun, suyunun, suyu işte…













