Filmi birazcık geriye saralım.
30 Ekim 2020, yani bir yılı birkaç gün geçti. İzmir’de deprem oldu ve 117 yurttaş hayatı kaybetti…
Geride kaybettiğimiz insanlarımızın yasını günlerce tuttuk…
Ne trajediler vardı; hatırladınız mı?
Bu hatırlatmanın ardından eminim ki, hepimizin hafızasında canlanıverdi o meşum gün ve yaşananlar…
Sonrasında, “Unutmayacağız” gibi klişenin arkasına sığınmalar filan…
Farkında mıyız bilemiyorum ama biz yani Türkiye kısıtlamaların kaldırıldığı 1 Haziran sonrasında başlayan ve günlük 23-30 bin arasında gidip gelen Kovit-19 vaka sayıları nedeniyle her gün İzmir depreminin iki katına yakın insan kaybediyoruz bu ülkede…
Ya da şöyle anlatmayı deneyelim: 50 yolculu 4 otobüsü ölümüne kurban veriyoruz bu pandemiye günlük…
İşin kötü tarafı bu rakamlara öylesine alıştık ki, ne yetkili dinliyoruz, ne de olan bitenden ders alıyoruz, namütenahi bir aymazlıkla yol almaya devam ediyoruz.
Kim ne dersin, kaderciliğin arkasına sığınmakta ısrarlıyız.
Aşı; yok…
Tedbir; hak getire…
Ve 5 aydır aynı nakaratla yaşıyoruz, sonra da pandeminin bitmesini bekliyoruz iyi mi?
Mesela Kayseri… Düşen vaka sayılarına karşın, günlük ortalama 685 insana pozitif tanı konuluyor. Bu rakamların düşmüş hâli üstelik.
Tamam sıkıldık…
Tamam bıkkınız…
Tamam bir noktada da çaresiz kalıyoruz ama bizlerin de bireyler olarak yapması gerekenler yok mu?
Ne yazık ki, sözün bittiği yerin tam ortasındayız!













