Yaz mevsimi çaktırmadan yerini Sonbahara bırakıyor. Ağaçlardan düşen sarı yapraklar, geceleri hava sıcaklığının hissedilir derecede düşmesi derken hayatın olağan akışı içinde telaşlı zaman dilimlerine ve insanların koşturmacasına eşlik etmeye başladık bile.
Salça günleri…
Okul alışverişleri…
İnceden kış dönemine hazırlık…
Eylül galiba biraz da böyle bir ay olsa gerek.
Amacımız, sırf eylül güzellemesi yapmak değil tabii. Bir de hem yakıcı, hem de yıkıcı etkisi var…
Bugün, bu saat sokağa çıkın ve sorun vatandaşa, “En önemli problem nedir” diye… Ben cevabı vereyim size… Net bir biçimde, ‘hayat pahalılığı ve enflasyon’ çıkar karşınıza. Hani derler ya Halep oradaysa, arşın burada misali… Tutarsanız insanların nabzını, son zamanlarda sıklıkla gündeme gelen düzensiz göçmen meselesi filan geride kalır…
Kaynamayan tencereler, iktidarın karşısında duran en sağlam sorun olmayı sürdürüyor.
TÜİK’i filan geçin siz, insanlar çarşıya pazara çıktıklarında karşılaştıkları fiyatı görüyor, biliyor ve ceplerinden çıkan paraya inanıyorlar.
Özellikle eylül ayı ile artan harcamalarla birlikte cüzdanların hayli sarsılması, insanların bir kez daha enflasyonun menem yüzüne tanıklık ettirdi.
Konu buraya gelmişken hatırlatmak fayda var… Türk siyasi tarihine derin izler bırakarak giden eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “İktidarları götüren de, getiren de tenceredir” derdi.
Yüzde yüz doğru bir saptama…
2001 yılında kurulan AP Parti’nin 2002’de iktidara gelişi de ekonomi üzerinden olmadı mı?
Eğer şimdi de benzer ekonomik sıkıntılar, geçim kaygısını önceleyen cümleler çok daha fazla sıklıkla kuruluyorsa, düşünülmesi ve çözülmesi gereken sorunlar var demektir.
Yeri gelmişken söyleyelim: Bir sorun varsa ve siz buna ‘yok’ diyorsanız… Sizin ‘yok’ demeniz bu sorunu yok etmiyor.
Demem o ki, rakamlara göre Türkiye büyüyor ama vatandaşın ekonomisi iyi değil ve enflasyon-hayat pahalılığı, artan faizler, TL’nin değer kaybı gibi çözülmesi gereken bir sorunlar yumağı karşımızda duruyor…













