“Osmanlı'da Türklere şu denilirdi; aman Türk'üm deme sonra devletin parçalanır. Türk bu korkuyla kendi kimliğinden korkar ve ondan kaçar oldu. Ama devlet diğer etnik gruplara hoşgörülüydü, her türlü etnik hürriyeti tanıdı. Devlete ısınırlar sandı. Türkler Osmanlı'yız veya Müslümanız derken diğer gruplar Arap, Rum vs. kendi kimliklerini geliştirip bilinçlendiler. Ama ne zaman ki devlet tökezledi ve beklenen o büyük gün geldi, hepsi devlet içinde devlet olmuş halde birer birer Türk'ün karşısına dikildiler. Türk hazırlıksız, şaşkın ve kimliksizdi. Kendisine anlatılan din kardeşliği ezberi de bozulmuş bir halde yara bere içinde Anadolu'ya sıkıştı. Sonra oraya da gelip gırtlağına sarıldılar. En son halifenin de aslında kendisine yabancı olduğunu fark eden Türk, 1920 itibariyle Mustafa Kemal'in etrafında kenetlenip yeni bir kimlik inşasına girişecekti. Bu Türk tarihinde Ergenekon'dan çıkıştan daha zor bir hamle idi. Çünkü çok geç kalmışlardı. Ve bu girişime fetvalarıyla karşı duran güçlü bir ulema sınıfı vardı.”
Bu ülkenin yetiştirdiği en büyük tarihçi, hocaların hocası Prof. Dr. Halil İnalcık’a ait bu tespitler.
Tarihin ordinaryüsü Prof. Dr. İnalcık Hoca, daha da önemli bir saptama yapıyor: Yurtlarına sahip çıkmayan milletler, nihayetinde yurtlarını kaybederler.
Hani bugün Cumhuriyetimizin 101. Yılını kutluyoruz ya; tarih bilinciyle dünden bugüne yaşananları akıl süzgecinden geçirmek durumundayız. Sevr Antlaşması ile yok oluşun altına atılan imzanın ardından Türkiye Cumhuriyeti’ne evrilmek, elbette Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dâhinin başarabileceği bir devrimdi.
Karanlıktan aydınlığa çıkalı tam 101 yıl olmuş; Kurtuluş Savaşı mücadelesi ile bu topraklardan emperyalizmi kovan, bizlere bağımsız bir ülke bırakan Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anmak, cumhuriyete sahip çıkmak ve ilelebet yaşamasını sağlamak, hepimizin düşen en büyük görev. Sonsuza kadar cumhuriyet ile yaşa, nice 101 yıllara güzel ülkem.













