Şatafat sınır tanımıyor…
Buram buram yapmacıklık ihtiva eden kallavi iftar sofralarında yine, bildiğiniz-bildiğimiz gibi körler sağırlar birbirini ağırlıyor…
STK’lar ve kurumlar, iftar sofrası yarışında, dostlar alış verişte görsün hoyratlığının nirvanasını yaşıyor.
Bu durum, son yıllarda neredeyse tıpkıbasım aynı…
Ramazanın ruhundan-felsefesinden zerre nasiplenmeyen, ihtişamın dayanılmaz hafifliğine yelken açan, üç kuruşluk görüntü vermek için bin bir kılığa giren tipler bu sofralarda arz-ı endam ediyor. Oysa, Ramazanda oruç tutmanın temel hedefi İslami yaklaşımla takva (Allah’a karşı sorumluluk-kulluk bilinci, günahlardan sakınma) olmalıdır.
Orucun asıl amacının bedensel açlık/susuzluk olmadığı da aşikârdır. Ruhsal ve ahlaki bir terbiye sürecidir.
Bu süreçte açlık ve susuzluk çekenin halini bizzat yaşayan insan, mazluma, ihtiyaç sahibine karşı daha duyarlı olur. Pek ala, bu kallavi-dört başı mamur iftar sofralarında o empati var mı, ruhsal ve ahlaki bir süreç önümüze konuluyor mu, bu soruların cevabını ben size bırakıyorum.
Sözde kulluğun en yoğun idrak haliyse oruç tutmak, o zaman bu sofralar nesin nesi?
100’lerce, 1000’lerce kerli-ferli insanın bir arayla geldiği israf iftarlarında, maksat hâsıl oluyor mu sahi?
O sofralara harcanan milyoncuklar, hiç gerek yokken havaya savrulurken, yoksul ve aç biilaç insanlar, yardıma muhtaç aileler adına paylaşılsa fena mı olur acaba? Aman canım, ne gerek var sanki şimdi bunları düşünmeye, yazmaya… Devir nasılsa cilalı imaj devri, ver coşkuyu, gerisini salla gitsin öyle mi?
Üzgünüm ama her yıl, her Ramazan ayı daha da geriye doğru gidiyoruz, insani ve ahlaki değerler adına…
Ve görmüyoruz… Burnumuzun ucunu bile görmüyoruz… Şişik egolar, para, mevki, makam eksenli yalan-dolan ilişkiler yumağında yol almaya devam ediyoruz…
Raydan çıkalı da çok zaman oldu…
Ezcümle sözün bittiği yerdeyiz…
Piarcılar, size de hayırlı iftarlar!













