Küresel manada pandemiyi iliklerimize kadar hissettiğimiz günler geçtik, geçmeye de devem ediyoruz. 18 aydır aynı hengâme adeta üzerimize yapıştı, çıkmıyor! Üstünü üstlük 12. Güne dönen ve Türkiye’nin ciğerlerini yakan meşum yangınlar silsele yolu ile mücadele ediyoruz…
Hem pandemi…
Hem yangınlar…
Son dönemde sahiden de bizleri derinden sarsan ve yerle yeksan eden birçok olay yaşarken, iktidarıyla, muhalefetiyle birlik-bütünlük arz eden tavırlarla karşılaştık mı diye şöyle bir düşündüm, zorladım ama olmadı; nafile…
Siyasetin dili çok farklı noktada…
Toplum, siyaseti kendine örnek aldığı için olacak ki, tabana indikçe durum daha bir vahamet arz eder şekle dönüşüyor.
Hele sosyal medya derseniz, karpuz gibi ikiye ayrılmış vaziyette…
Hâsılı memleketimin insanının büyük bir bölümü çok farklı kulvarda koşuyor ve birbirine karşı fevkalade acımasız. Kimse kimsenin mahallesine selam vermeyi istemiyor.
Toplumsal felaketler bile bu ayrışmayı engelleyemiyor. Mütemadiyen ayrışıyoruz. Bu ayrılıklar, aykırılıklar giderek derinleşiyor. İşte tam bu noktaya kafa yormak gerekiyor zannımca… Bu ayrılıklar, aykırılıklar nereye kadar gidecek?
Derinleşen, kıvrım kıvrım her bir yanımıza dolanan bu aykırılıklar üzerinden söylemler, uzun vadede çok ciddi toplumsal sıkıntılarını beraberinde getirecek…
İşte bu yüzden toplumun ihyası ve rehabilitasyonu için siyasilerin birbirine karşı kullandığı dile azami özen göstermesi olmazsa olmaz koşul olarak karşımızda duruyor.
Aksi halde üst tarafta başlayan söylemsel yangın, yurdun dört bir yanında hiç olmadığı kadar etkili oluyor ve enerjimiz uçup gidiyor…
Siyasette yakalanacak makul seviye, inanın ki, tüm toplumu saracak ve birçok toplumsal mesele kendiliğinden hal yoluna konulmuş olacaktır. Siyaset, kendi tabanını konsolide etme derdine düşmek yerine, toplumu kucaklamayı denese emin olun pozitif manada farklı bir noktada oluruz.













