Toplumsal hatlar kesik...
Birbirimizle irtibatı korardık...
Kendimizi ifade edemiyoruz,birbirimizi anlamıyoruz, derdimizi de anlatamıyoruz.
Anlatamadıkça ve anlatamadıkça hiddetleniyoruz...
Hiddet, şiddete dönüşüyor...
Örnek; bakınız, polis adliye haberleri.
Şu pandemi günlerinde bile, iletişimsizlik günümüzün kâbusu olmaya devam ediyor...
Niye, niçin?
Çünkü her şeye omuz silkip geçiyoruz.
Tüm bunlara histerisel vaziyetler de eklenince, al başına belayı durumları lime lime orta yere dökülüyor.
Hasılı sapla saman, karışıp gidiyor...
Çevrenize bakın, buna benzer onlarca yetersizlikle burun buruna yaşadığınızı fark edersiniz de, “Bana ne canım” der, çeker gidersiniz...
Oysa orta yerde tanık olduğunuz vaka, ilmek ilmek iliğimize işleyen hazin bir tablonun ta kendisidir...
Yetersiz kaldığımız her noktada, topu taça atma en büyük becerimizdir...
Okullardaki eğitimden tutun da, aile terbiyesi, yetiştirme tarzına kadar sorunlar yumağı içinde boğuşuyoruz ama haberimiz yok...
Hemen her konuyu getirip eğitime bağlama ucuzluğu içindeyiz ya...
Gelsin eğitim, gitsin eğitim...
Mazeret üretmede, dünya şampiyonluyuz açık ara.
Oysa biz toplum olarak Türkçe konuşamıyoruz... Konuştuğumuzu sanıyoruz, anlaşamıyoruz...
Bakın bakın, önünüze arkanıza, sağınıza solunuza… “ Heey… Millet… selam “ diye başlayan ve devam eden beyinsel özürlü cümleler ( eğer cümle denilirse ) eşliğinde kıçıkırık, anlamsız kelimeler, yaşam biçimimiz oldu mu, olmadı mı?...
Henüz 15’ inde bıyığı yeni terlemeye başlayan genç-çocuk karışımı bir oğlan sesleniyor: “Sen… Sana söylüyorum moruk!”
Yok yok, Amerikan filmlerinden kesitler sunmuyorum... Hayatın içinde bizatihi yaşananları aktarıyorum size...
Bunları yazarken, daha da detaylandırmıyorum... Zira, hicap duyulan cümleler art arda sıralanıyor... Şirret akan, anlamsız laf salatalarının sırnaşıklık ötesi bu durumunu; pişkinlikle konuşma tarzı olarak adlandıranlar, üstüne üstlük kendini bir halt sanıyor... Ne yazık ki, yavuz hırsızların ev sahibini bastırdığı günler, giderek daha fazla mesafe kat ediyor...
Hani eğitim mevzuna intikal etmiştik, geride kalan satırlarda...
Evet... İyi eğitim olmalı...
Ancak densizlerin çoğalmaması ve toplumun rehabilite edilmesi adına, yabancı dili bir kenara bırakın... Okullarda öncelikle ve öncelikle Türkçe ve dilbilgisi eğitiminin yoğunlaştırılması olmazsa olmaz koşul olarak müfredat programa konulmalı...
Düşünsenize... ( Gerçi düşünme yetkimizi de kaybediyoruz ) Türkçe’ yi konuşamayan toplum yabancı dil bilse ne yazar, bilmese ne yazar…













