Pandemi, yani küresel salgın günleri artık bir yıla dayandı.
Kısıtlama günleri, tedbirler derken, zorunlu olarak hayat, olağan akışının dışına çıkmak durumunda kaldı. Böylesine zorlu günlerde, iş yerlerini kapatmak durumunda kalan sektörlerde sıkıntının boyutu başka bir yöne evrildi… Özellikle hizmet sektörünün içinde yer alan işçi, işveren fark etmeksizin aynı problemle, yani ekonomik zorluklarla baş etmek adına direnç gösterdi, göstermeye de devam ediyor.
Bu yerkürenin ortak sorunu kabul. Her ülkenin, şehrin de kendine ait bir yapısı ve dokusu var; buna da kabul… İşte tam bu noktada sivil toplum kuruluşlarının önemi ortaya çıkıyor. Biz işimiz gereği Kayseri’ye bakalım; birkaç STK dışında kendi camiasının sorunlarını, sıkıntılarını ve çözüm yollarını gündeme taşıyanını gördünüz mü?
Yok, yok, yok…
Yoklar… Evde hiç yoklar!
Mış gibi yapıyor büyük çoğunluğu…
Kafalar kuma gömülü galiba; yahu bir çıkıverin, benim odamın, derneğimin, sorunu şu deyin ne kaybedersiniz; sonuç itibarıyla kimse sizden felaket tellallığı filan beklemiyor. Sorunların, sıkıntıların çözümü adına istekleriniz, önerileriniz, sizin yapacaklarınız, devletten beklentileriniz, belediyelerden istekleriniz bi sıralayın bakalım…
Yok ama yoklar işte…
Sırra kadem bastılar. Oysa aidat, vesaire gibi kırtasiyecilik işi olduğunda maşallahları var.
Çok mu zor sektörel bazda olan bitenin çetelesini açıklamak, çözüm yollarını ifade etmek.
Bakın belediye meclisleri üst üste kararlar aldı, kendi uhdelerinde bulunan iş yerlerinde kira almadı, ya da alacaklarını öteledi.
Siz eğer STK’lar iseniz, çıkıp derdinizi anlatmakla mükellefsiz… Çözüm yolları sunmak da bir başka vazifeniz. Yok eğer oturup her şeyi devletten bekleyeceksiniz, pardon da sizlere niçin gerek duyulsun ki?
Unutmayın, böylesine sıkıntılı günlerde STK’lar elini taşın altına koymalıdır. Hem sıkıntılarını adam akıllı anlatmalıdır, hem de camialarına moral motivasyon kaynağı olmalıdır.
E sizde o da yok, bu da…













