Demli çay kıvamında gitmiştik Rize’ye, kesme şeker gibi eridik geldik.
Bir haftalık aranın ardından, kadro hemen hemen tamam, Sapunaru’yu saymazsak eksik yok. Moraller de yerindeydi.
Daha maç başlamadan, dakika bir, gol bir durumları gibi baktık ki, umut santrfor, Romanya Milli Takımı’nın baş golcüsü Denis Alibec kulübede, saç baş yolduran adam Wilfried Kanga 11’de… La havle eşliğinde maçı izlemeye koyulduktan sonra gördük ki, endişemizde yerden göğe kadar haklıyız. Arkadaş, nedir bu Kanga’nın hali?
Hele hele kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda yaptığı bir vuruş var, evlere şenlik… Adam ayağının içini herhangi bir köşeye doğru kapatsa, gözünü yumsa pozisyon gol olur amma velakin, kendileri-anladığım kadarıyla Gökhan Akkan’ın içinden geçirerek topu filelere buluşturmak isteyince, bizde şalter attı… Nasıl atmasın ki, bu kadar net pozisyon maç içinde bir oyuncuya kaç defa gelir ki!
Bu durumu niçin bu kadar ayrıntılı anlattım, bil bakalım Bayram Bektaş hocam? Acaba konuyla ilgili bir diyeceğin var mı?
Aziz Nesin’in meşhur, ‘dur bakali ne olacak’ hikâyesi vardır… Alibec dururken, Kanga’nın oynaması da resmen ona benziyor, bilesiniz istedim…
Eğer hücumun merkezinde problemli ve üzerinde soru işareti bulunan bir isimle yola çıkıyorsanız, doğal olarak yolda kalmaya mahkûm olursunuz. Nitekim gelen her pozisyonu cömertçe harcayan ve etkisiz elaman olarak adını yazdıran Kanga ile buraya kadar olduğunu zannedersem herkes gördü ama Baktaş Hoca’nın anlaması ilk 45’in sonuna nasip oldu. Tabii ki bu arada kaçırdığın pozisyonların ardından Remy’nin ders gibi tek vuruşta attığı gol de işin cabası oldu.
Oysa haftalar sonra Kanga hariç doğru bir kadro ve sistem ile maça başlayan Kayserispor, ne hazindir ki kazanabileceği-hadi geçtim-en azından puanla dönebileceği mücadeleyi rakibine hediye etmiş oldu. Sarı-Kırmızılı takım, 45 dakikada maçı forse etmeye, oyunu ev sahibinin alanına yıkması denediyse de, yetersiz bakiye olarak kaldı. 75. Dakika sonrasına kadar beklenen oyuncu değişiklikleri de tam bir muamma…
Geriye düştüğünüz bir maçı çevirmek istiyorsanız, hamleleri doğru ve yerli yerinde yapmanız gerekiyor… Bayram Hoca bana göre bu noktada da, inisiyatifi ele alamadı. Mesela; skora ihtiyacınız var ve İlhan Parlak’ı 85’te oyuna dâhil ediyorsanız, aklınız karışmış demektir… Dahası, 90. Dakikada Muğdat Çelik tercihi var ki, gülümsememek elde değil. Hatırlatayım, yahu dakika 90… 90. Dakikada maç bitiyor bilmem anlatabildim mi?
Hadi daha net yazayım, oynayanı, oynamayanı, oyun değişikliklerini toplarsak, Bektaş Hocam, mızrak çuvala sığmıyor!













