Ne yazık ki ve maalesef Türkiye’de siyaset, alçak irtifada, sisli havalarda, bazen de pistte takla ata ata ilerliyor. Makul cümlelerin yerine yumruklar, vizyon yerine dava dosyaları, program yerine polemiğin hâkim olduğu bir manzara var karşımızda. Halkın gözünde siyasetin itibarı eriyor; güven, umut ve saygı yerini “bunların hepsi aynı” hissiyatına bırakıyor.
Bir yandan iktidar, uzun yılların getirdiği yorgunluk ve kurumları kendi lehine yeniden şekillendirme refleksiyle eleştiriliyor. Diğer yanda ise ekonomik sıkıntılar, enflasyonun yarattığı tahribat, yargı bağımsızlığı tartışmaları ve muhalefete yönelik operasyonlar, devlet mi, parti mi sorusunu her geçen gün daha yüksek sesle sorulmasına sebep teşkil ediyor. Öbür tarafta ise muhalefet, “iktidarlaşırken” kendi içinde benzer sorunları yaşıyor. Belediye başkanlarından parti içi kavgalara, istifalardan dava süreçlerine kadar uzanan bir güvensizlik iklimi söz konusu.
Bunlar tek tek olaylar gibi görünebilir ama birikerek siyasetin genetik yapısını yerle yeksan ediyor. Üzgünüm ama seçmen artık ‘hangi parti daha iyi yönetir’ diye sormuyor; ‘acaba hangisi daha az zarar verir’ üzerinden hereket ediyor. Bu vaziyet net bir irtifa kaybıdır. Siyasetin ufku daralıyor, vizyonu kısalıyor, vesselam.
Birincisi kutuplaşma. Siyaset, “biz ve onlar” üzerinden o kadar uzun süredir yapılıyor ki, ortak vatan toprağı çoktan unutuldu, gitti. Her mesele ya “Erdoğan düşmanlığı” ya da “Atatürk düşmanlığı” üzerinden okunuyor… İkincisi kurumların yıpranması. Adalet, siyaset ve hatta dini otoriteler aynı anda itibar kaybı yaşıyorsa, toplumda derin bir korku ve güvensizlik hayli hayli oluşmuş demektir…
Yargı kararları “siyasi” diye tartışılıyor, Meclis kavgaları sosyal medyada reyting malzemesi oluyor, medya ise kamplaşmanın parçası haline gelmiş durumda zaten… Üçüncüsü vizyon eksikliği. 2026’da reform yılı olacağı söyleniyor, savunma sanayii başarıları gurur verici, dış politikada orta güç diplomasisi yürütülüyor ancak siyasette hâlâ aynı gündem: Dava, gözaltı, istifa, transferler filan derken vatandaşa artık gına geldi
Siyaset irtifa kaybediyor. Pek ala bu gidişat nereye derseniz, başka bir vaziyet çıkıyor karşımıza. Yetenekli insanlar bürokrasiye, siyasete girmek yerine, tercihlerini özel sektöre ve başka alanlara yöneltmeye başlıyor ki, bu durum ciddi bir sıkışmışlığa yol açar... Toplum kutuplaşır, ekonomi güven ortamı bulamaz, demokrasi deforme olur.
Çözüm aslıda belli, daha fazla cesaret, daha fazla ahlak ve daha fazla vizyon. Siyasiler, nasıl seçim kazanırız zihniyetinden önce ‘ülkeyi nasıl büyütürüm’ diye sormak zorunda. Birincil öncelik bu olmalı. Muhalefet, sadece eleştirmekle kalmayıp alternatif üretmeli. İktidar, gücünü kurumları tahkim etmek için değil, milletin refahı için kullanmalı. Medya ve aydınlar da tarafgirlikten uzak, eleştirel ama yapıcı bir dil geliştirmeli. Ki bu durum da fevkalade önem arz eder. Türkiye gibi jeopolitik konumu, genç nüfusu ve dinamizmi olan bir ülke, siyasetin alçak irtifada uçmasını hak etmiyor. Biz yükseklerde, berrak havada, geleceğe emin adımlarla ilerlemeyi hak ediyoruz. Türk siyasetine söylenecek tek cümle var: Bu düşünceden vaz geçin, aksi halde millet sizden vaz geçecek, nokta!













