Men dakka, dukka; yani eden bulur... İşin özü bu aslında ama kıyametler kopmaya devam ediyor.
O zaman anlatalım…
Hepinizin malumu olduğu gibi, bilmem kaç gündür Ankara-Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP’den istifası ve sonrasında gelişen olaylar üzerinden siyaset yine kaotik bir ortama girdi.
Bir de CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Özarslan’a küfür etti mi, etmedi mi tartışmaları var…
Etti, etmedi bilmiyorum ama bugün gelinen noktayı CHP kendi elleriyle açtı… Özellikle İYİ Parti’den 7 milletvekili kendi saflarına geçerken, ağzını açıp “a” demeyenler-meclis üyelerini filan saymıyorum bile-şimdilerde kızılca kıyameti koparıyor… İyi de arkadaş, bir başka partiden istifa edenler size katılırsa aman ne ala, sizden başka partiye geçerse tu kaka, kimse sağduyulu vatandaştan bunu beklemesin.
Bakın yeri gelmişken ifade edeyim, gömlek değiştirir gibi parti değiştirmek, en edepli ifadesiyle seçmen iradesine karşı yapılmış hırsızlıktır. Hele ki, iktidara saydır-giydir rolleriyle, halleriyle oy alıp makam sahibi olanların ricat etmeleri Türkiye’de yaşanan çürümüşlüğün apaçık ete kemiğe bürünmesidir.
MHP bu tipleri partilerine kabul etmiyor. Yani cevaz vermiyor ancak ortağı olduğu AK Parti kollarını açıyor, “Ne olursan ol, yeni gel” formülünü işletiyor. Bana göre büyük yanlış yapıyor. Bir belediye başkanı ya da milletvekili devşirilince, oylar size gelmiyor haberiniz ola. Tam tersi seçmende çok farklı bir efekt yaratıyor, demedi demeyin.
Anlatmaya çalıştığımız şey, siyasal ahlakın tam manasıyla tekâmül etmesi ama nerede o zarafet ve feraset?
Eden bulur faslına dönersek, burada bir hakkı teslim etmemiz gerekiyor… İYİ Parti Genel Başkanı CHP bu transferleri yaparken, nezaketle uyarmış, “Sakaldan fare geçerse, yol olur… Bu iktidara sirayet eder, belediyelere eder, eder de eder” demişti. Tam da Dervişoğlu’nun ifade ettiği fünlerden geçiyoruz… Bu işler zıvanadan çıktı, yol oldu yol… İktidar ve CHP kimi ikna ederse, partilerine katmaya gayret ediyor… Biz ne dersek diyelim, seçimlere kadar da bu böyle devam edecek gibi görünüyor.
Farkında mısınız bilmem ama bir partiden diğerine seğirtenler, Türk milliyetçiliği üzerinden yürüyor… “Ben aslında Türk Milliyetçisiyim” diye söze başlıyor, ardından yığınla içi beş kuruş etmeyecek cümleler kuruluyor. Bir kişi de çıkıp sormuyor, “Birader, madem senin görüşün bu, o zaman taban tabana zıt düşünce yapısında olan bir partiye neden geldin” demiyor iyi mi? Öküz ölünce… ortaklık da bozulunca karşılıklı veryansın…
Anlaşılan o ki, utanma duygusu kaybolmuş, siyasi nezaket ve zarafet yerini hoyrat bir nobranlığa bırakmış dön baba dönüyoruz…
Utanç günlerinden geçiyoruz; siyasetin neresinden tutarsak, orası elimizde kalıyor yazık, gerçekten çok yazık!













