Herkes her şeyi bal gibi biliyor ama susmayı tercih ediyor; tıpkı Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanında olduğu gibi…
Kayserispor’dan bahsediyorum elbette…
Yıllardır aynı terane, aynı hikâye…
Sudan ucuz laflar ve kıytırık cümleler eşliğinde günü kurtarma adına bin bir şekle giren tavırlar eşliğinde kaçınılmaz-beklenen sonu yaşıyoruz.
Sorun belli, çözüm belli, amma velakin doğrular kimsenin işine gelmiyor. Olayları sırf transferler ve teknik direktöre bağlayanlar(Bunlar da birer faktör tabii ki) kendilerince sığ çerçevede havanda su dövüyor. Mesele tek ayaklı değil elbette ama bakışımsızlık ve yetersiz bakiye zihniyetlerden çektiğini kimseden çekmedi bu şehir…
Bu takımın son 10 yılına bakalım… Resmi, gayri resmi kulübe giren tüm gelirleri şeffaf biçimde paylaşmaya var mısınız? Sponsorluklar, yayıncı geliri, iddia, dahası aklınıza gelen ne varsa sayın sıralayın, orta yere muazzam üstü bir rakam çıkar. Peki bu paralar doğru, yerli yerinde kullanıldı mı derseniz; mesela karşımızda devasa bir rantellizi hüllesi yer alır… Menajerlerin başını çektiğini birilerinin ceplerini doldurduğu düzenin bizatihi kendisidir bu durum. Yalnızca Kayserispor’da değil, Türkiye’nin birçok kulübünde düzen böyle işliyor… İşlediği içinde asırlık çınarlar teker teker yok oluyor, hep birlikte tanıklık ediyoruz… Bu anlattığım sıkıntının birincil kaynağı… İkincisi ise, her gelen kulüp başkanının Kayserispor’u babasının malı sanması, çiftliğe çevirmesi… İşi, “Parayı veriyorum, düdüğü de ben çalarım, kollukta ben de, kıllık da” tutumu…
Şeffaflık yoksa…
Kurumsallık Allah’a havaleyse…
Futbolun gereklilikleri yerine getirilmiyorsa…
Doğru futbol akılları görevde iş başında değilse…
Altyapı angarya görülüyorsa…
Ki bu örneklerin içini detaylarıyla doldurmak mümkün, aksi halde siz hiçsiniz, yoksunuz demektir…
Kayserispor küme düştü ya, şimdi herkesin bir fikri var; aman Allah’ım neler neler… Kendine yakın isimleri yeni bir dönem için Kayserispor’a ittirmeye, pazarlamaya çalışan türedi tipler mi, transfer için kolları sıvayanlar mı, ne ararsınız var… Resmen kaotik bir ortamdan geçiyor Kayseri; kakafoni yaşıyoruz.
Daha net ifade etmek gerekirse, Kayseri’de ‘küçük olsun, benim olsun’ absürtlük vaziyetleri ayaklar altına alınmazsa, şuradan, şuraya yol gitmenin imkânı yok; havanda su döver dururuz. Tekrar edelim, elinizdeki parayı ne idüğü belirsiz sportif direktörlere-menajerlere teslim ederseniz, ortak bir futbol aklı olmaksızın “Ben yaptım oldu” derseniz, kulübün başında kimin olduğunun, yani isimlerin hiçbir önemi yok…
Hani şimdi yeni bir Kayserispor yapılanması için çalışıyorsunuz ya… Cebinizde bulunsun size net örnek vereyim; Kayserispor’u 3. Lig’den alıp, Süper Lig’e taşıyan rahmetli Büyükşehir Belediye Başkanı Niyazi Bahçecioğlu’nun oluşturduğu yönetimi önünüze alın bir inceleyin… Tamamen siyaset üstü neredeyse tüm STK’ların içine alan bir paylaşımcı yönetim anlayışı, Kayserispor’u düştüğü çukurdan bugünlere getirdi. Ortak futbol aklı ve bütünleşik şehir ciddi biçimde tarih yazdı… Doğru örnekti… İşte o nedenle, tarihi-geçmişi bilmeden vır vır konuşan tetikçiler, dünden bugüne bu kulüp nereden nereye nasıl gelmiş bir baksın isterim… Gelen ağam, giden paşam haysiyetsizliğine eşlik eden iliştirilmiş dalkavuk-yalaka modeller ile başarı öyküsü yazamazsınız. Kaç kere örnek verdim, bağıra bağıra küme düşen Kayserispor ile Avrupa kapılarını aralamak isteyen Göztepe’nin maliyetini ve yönetim şeklini yan yana getirin, toplayın çıkarın ne dediğimi daha iyi anlarsınız.
İşkembeyi kübradan sallayarak mesafe kat edemezsiniz, bir yere kadar gidersiniz… Futbol bir bilim değildir ama bilimden faydalanır. Siz bunun gereklerini yerine getirmiyorsanız, konuya dair zerre bir fikre sahip değilseniz ve işinize gelmiyorsa, ya da bilmenize rağmen susuyorsanız ne söylesek boş!
Kırmızı Pazartesi günleri sizi bekler.
Buyurun, karar sizin, Kayserispor sizin.













